Raporuna Tanımadığı Hizbullah'ı da Kattı - Öne Çıkanlar - LİVE HABER Tarafsız İlkeli Haber

Raporuna Tanımadığı Hizbullah'ı da Kattı

Raporuna Tanımadığı Hizbullah'ı da Kattı
  • 05.02.2012 / 03:46
  • Öne Çıkanlar
  • Bu Habere Yorum Yapıldı
  • Bu Haber 257 Kez OkunmuÅŸtur.
  • Son günlerde devlet projesi çerçevesinde Türkiye'ye getirilerek PKK ve Hizbullah'ın devlet tarafından kullanıldığını iddia eden Kemal Burkay'ın ardından, ÅŸimdi de benzer söylemlerle baÅŸka bir ismin piyasaya sürüldü.
    Bütün ömrünü sol örgütler içerisinde geçiren, solcu/sosyalist geleneÄŸe sahip ve halen aynı alemde yaÅŸayan (Türk-istihbarat medyasının tanımıyla "Ala Rizgarî" adlı örgütün lideri) İbrahim Güçlü adlı ÅŸahıs, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na sunduÄŸu raporda, hakkında bilgi sahibi olmadığı Hizbullah Cemaatini de kattı.
     
    İşte İbrahim Güçlü'nün devlete sunduÄŸu ve esas itibariyle PKK'yi hedef aldığı, her nekadar tanımasa da yeni derin yapının da gönlünü almak için Hizbullah Cemaatini de içine kattığı raporun yayınlanan kasımlarının tamamı...
     
    ------------------------------------------------
    KÜRDİSTAN VE KÜRD MİLLET SORUNU
     
    İbrahim GÜÇLÜ
    Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun “terörden dolayı yaÅŸam haklarının ihlalini araÅŸtıran” alt komisyonunun baÅŸkanı, bundan bir dönem önce, komisyonda beni dinlemek istediklerini talep etti. Ben de Komisyon BaÅŸkanı Doç Dr. Naci Bostancı’yla yüz-yüze görüÅŸerek bu talebini olumlu karşıladım.
     
    Bostancı’nın talebinden sonra hazırlıklara baÅŸladım. Hafızamı ve bilgilerimi tazeledim. YenilenmiÅŸ bilgilere dayalı olarak bir rapor hazırlamak için çalışmaya baÅŸladım.
     
    Komisyon, 19 Ocak 2012 tarihinde saat 11.00’de, beni dinlemek istediÄŸine karar verdiÄŸini bildirdi. O gün ben de hazırlıklı olarak Meclis’e komisyonunda konuÅŸmak üzere gittim. Anakaralı bir Kürd olmama, Lise ve Üniversiteyi Ankara’da okumama, siyasetin içinde yoÄŸun faaliyette bulunmama, mecliste her dönemde yakın dostlarımın bulunmasına raÄŸmen, üçüncü sefer oluyordu ki, meclise gidiyordum. İki sefer gidiÅŸim, Komisyon BaÅŸkanı ile ön görüÅŸme yapmak ve komisyonda konuÅŸmak içindi. Bir sefer de 2000 yılların başında bir milletvekili dostumun davetine icabet etmek içindi.
     
    Bu baÄŸlamda, Meclis, siyaset anlayışı itibariyle, Meclis’in ve diÄŸer tüm devlet kurumlarının Kürdleri temsil etmemelerinden dolayı, benim dışımda olan, kiÅŸiselliÄŸim için hesaba katmadığım bir kurum.. Sadece Kemalist Sömürgeci Devletin siyasetinin üretildiÄŸi bir mekanizma, kurum olması itibariyle itibar ettiÄŸim ve hesaba kattığım bir kurum.
     
    Bugüne dek, Türk siyasi partilerinin hiçbirine oy vermemem, Türk siyasi partilerine karşı “anti-sömürgeci siyaset seçim siyasetinin ilkelerine” baÄŸlılığım da bunun en önemli göstergelerinden biridir.
     
    Komisyon toplantısı baÅŸlamadan önce, Komisyon toplantı salonunun önünde bir televizyon ordusuna 7 dakikalık açıklamada bulundum. Komisyonda sunacağım konsepti kendilerine özetledim.
     
    Basın toplantısında yazılarımda kullandığım; Kürdistan ve Kürd Millet Sorunun anahtar kavramlarından, sistematik olarak literatürümden hiçbir taviz vermedim.
     
    Komisyon Toplantısı baÅŸladığı zaman: Televizyonlar görüntü aldılar, daha sonra televizyonların, gazetelerin, ajansların temsilcilerinin izlediÄŸi bir toplantıya dönüÅŸtü. Komisyon’da AK Parti adına üç ( Manisa Milletvekili Naci Bostancı, Van Milletvekili GülÅŸen Orhan, Diyarbakır Milletvekili Oya Orant) BDP adına Mersin Milletvekili ErtuÄŸrul Kürkçü, CHP adına Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün bulunuyorlardı. Ayrıca partiler adına dinleyici olarak katılan, soru sorma hakları da olan milletvekilleri vardı. Kürd kamuoyunun dikkati açısından, BDP’nın MuÅŸ Milletvekili Sırrı Sakık da toplantıdaydı.
     
    Ayrıca konuÅŸulanların tutanak haline getirmek için stenegroflar, Komisyonda rapor hazırlamaya yardımcı olacak danışmanlar vardı.
     
    Toplantının açılışı, Komisyon BaÅŸkanı tarafından yapıldı. Komisyon BaÅŸkanı, bana, komisyon üyelerine, katılımcı milletvekillerine, misafirlere, basın mensuplarına “hoÅŸ geldin” dedikten sonra, benim ÅŸahsımla ilgili çok iyi hazırlanmış ve iyi çerçevelenmiÅŸ biyografimi toplantıya sundu.
     
    KonuÅŸma hakkını bana tanıdı. Ben de konuÅŸmama Kürdçe baÅŸladım. Komisyona beni dinledikleri teÅŸekkür ettim. Komisyon üyelerine, katılımcı milletvekillerine, teknik elemanlara, basın mensuplarına merhaba dedim.
     
    Toplantıda, Kürdler, Kürd Milleti, Kürdistan, Kürdistan’ın deÄŸiÅŸik parçaları,Kürd ayaklanmalarına, Kürd örgütlerine ve liderlerine, Türk Devletinin tanımı, devletin yaptığı jenosid ve katliamlar hakkında total olarak bütün yazılarımda, konferanslarda, kongrelerde, evimde, arkadaÅŸ toplantılarında ve sohbetlerinde kullandığım literatürden taviz vermedim. BilindiÄŸi gibi takiye yapmayı yalancılık, riyakarlık, tehlikeli bulduÄŸumu her zaman yazıyor, anlatıyorum. Televizyonlarda, basın toplantılarında, mahkemelerde de aynı literatürümü kullanmayı bir zorunluluk; kiÅŸi olarak olmazsa olmaz ÅŸartlarımdan biri olarak deÄŸerlendiriyorum.
     
    ÖrneÄŸin, Dersim Katliamı ile ilgili devlet televizyonu olan TRT 6’de katıldığım canlı yayında da aynı tavrımı sürdürdüm ve ilkelerime baÄŸlı kaldım.
     
    Komisyon toplantısında da bu ilke ve temel anlayışıma baÄŸlı kaldım. EÄŸer kendi literatürümle konuÅŸmama izin verilmesiydi, Komisyona görüÅŸ belirtmeyecek, yazılı rapor sunmayacaktım.
     
    Komisyondan çıktıktan sonra,, basın toplantısı kanalıyla davranış-düÅŸünce kalıbımın nedenlerini açıklayacaktım.
     
    Komisyon üyelerinin bir kısmı, benim konuÅŸmalarımdan rahatsız olmalarına raÄŸmen, Komisyon BaÅŸkanı sabırla, güler yüzle, anlayışla sonuna kadar beni dinledi Rahatsızlıklara izin vermedi.
     
    Komisyon’da 2 saat 20 dakika sözlü sunum yaptım. KonuÅŸmam, bazı konular açıklık kazansın diye sorulan sorularla zenginleÅŸtirildi.
     
    Sözlü sunumdan sonra, Komisyon üyeleri ve milletvekilleri sorular sordular. Ben de onların sorularına sınırlandırılmış 25 dakika içinde cevapladım.
     
    Komisyondaki sözlü sunumum, sizlerle paylaÅŸtığım yazılı görüÅŸlerim çerçevesinde oldu. Önümüzdeki günlerde, toplantı tutanağı, CD’si hazırlanıp bana da ulaÅŸtırılacak. Bu tutanakları ve CD’yi de kamuoyu ile paylaÅŸacağım.
     
    Tutanaklar, CD’i ve yazılı hazırladığım rapor bütünlüklü deÄŸerlendirildiÄŸi zaman, saÄŸlıklı sonuçlara varmak olanaklı olacaktır..
     
    DEVLET-PKK-HİZBULLAH TERÖRÜ KONUSUNDA ÇERÇEVE ANLAYIÅžIM; BU ORTAK VE DEVLET MERKEZLİ TERÖRÜN YOL AÇTIÄžI ÖLÜMLERİN RAPORU…
     
    Sayın Komisyon Üyeleri,
    İnsanlarımızı geçmiÅŸe, karanlığa, faÅŸizme, totalitarizme mahkûm ederek, yaÅŸamlarını zehirlemeye hakkımızın olmadığını bilmek zorundayız.
     
    Sizin Komisyonunuz da, Türkiye’deki deÄŸiÅŸim sürecine siyasi ve hukuki boyutta katkı yapacak, geçmiÅŸteki karanlık hayati sorunları, tek-tek ve toplu cinayetleri aydınlatacak bir görev görmesi umudunu taşıyorum.
     
    Komisyonun temsil gücü, yeteneÄŸi konusunda çok ÅŸey söylenebilir. Ama tartışmasız olan bir ÅŸey var ki, Komisyonunuz Meclis’te grubu bulunan tüm partilerin temsilcilerinden oluÅŸmaktadır. Bunun anlamlı olması gerekir.
     
    BilindiÄŸi gibi, Kemalist Devletin Tarihi, katliamlar, darbeler, haksızlıklar, adaletsizlikler, hukuksuzluklar, eÅŸitsizlikler, zulümler, iÅŸkenceler, tutuklamalar, tarihidir. Kürdlerin, diÄŸer etnik grupların, Kemalist din ve mezhep; Kemalist resmi devlet ideolojisi dışındaki düÅŸüncelerin, meÅŸru kabul edilmediÄŸi, baskılandığı, ötekileÅŸtirildiÄŸi bir devlettir.
     
    Ama bulunduÄŸumuz aÅŸamada Dünya’da, OrtadoÄŸu’da ve Türkiye’de önemli deÄŸiÅŸimler oluyor, olmak zorunda.
     
    Hiçbir ÅŸey eskisi gibi olma ÅŸansına sahip deÄŸildir. Her ÅŸey deÄŸiÅŸmek, ileriye gitmek zorundadır. İnsanlık, geçmiÅŸ çaÄŸlardan ve dönemlerden kalan bütün olumsuz enstrümanları, arkaik deÄŸerleri ortadan kaldırmak, kendisi için daha insanca, daha özgürce, daha adaletli ve demokrat bir yaÅŸam tarzı kurmak istemektedir.
     
    Türkler, Kürdler, diÄŸer etnik gruplar, deÄŸiÅŸik fikirlerden, deÄŸiÅŸik dinlerden ve mezheplerden, deÄŸiÅŸik sınıf ve tabakalardan insanlarımız da eski otoriter yaÅŸam tarzı ve devlet yapısından kurtulmayı; demokratik yeni bir yaÅŸam tarzı yaratmayı; etnik ve ulusal nitelikli olmayan, halkların hizmetinde olan uluslar, dinler, mezhepler, ideolojiler üstü bir devlet, ortak yeni bir devlet yapılandırmayı amaçlamalıdır.
     
    Çünkü otoriter/faÅŸizan, kolonyal, halka hükmeden devlet yapısı, demokratik olmayan sistem, bütün farklı uluslardan, etnik gruplardan, dinlerden, mezheplerden, düÅŸüncelerden insanlarımızın hayatını zindana çevirdi. Çatışmayı, kanlı dönemlerin yaratılmasını, darbelere temel oluÅŸturdu.
     
    Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir Türk ulus devleti olarak yapılandığı iddiasına raÄŸmen, bir Türk ulus devleti olmadı. Kemalist sivil-bürokrasi denilen küçük bir elitin devleti oldu. Hatta diyebiliriz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir Kemalist Cunta Devleti olarak kuruldu.
     
    Osmanlı İmparatorluÄŸunun mirasına dayalı olarak kurulduÄŸunu iddia etmesine raÄŸmen, Osmanlı Dönemindeki bütün olumlu deÄŸerleri, halkın deÄŸer yargılarını karşı alarak kuruldu.
     
    Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun Türkiye Cumhuriyeti devlet-ulusa evrimleÅŸmesi çetin ve acılı bir hesaplaÅŸma sonucu oldu. M. Kemal ve arkadaÅŸlarının iktidarı ele geçirmesi sürecinde de keskin ve çetin bir hesaplaÅŸma gündeme geldi; M. Kemal ve arkadaÅŸları, birçok ittihat-terakkici arkadaşını tasfiye ederek, Çerkez Ethem’i düÅŸman ilan ederek ve tasfiye ederek, iktidarı ele geçirdiler.
    Bu iktidar mücadelesi kanlı olduÄŸu gibi, ahlakî ve insani ölçüleri aÅŸan bir mücadele oldu.
     
    M. Kemal ve arkadaÅŸları iktidar olduktan sonra da, bu iktidar hesaplaÅŸması devam etti. M. Kemal’in lider ve yönetici kadrosu arasında da ayrılıklar oldu. M. Kemal iktidarı o ayrılıklarda da vicdani davranmadı. Özellikle M. Kemal ve arkadaÅŸları, Serbest Fıkra ve Terakki Perver Partilerinin kurulmasını hem teÅŸvik ettiler; hem de bu partilerin halk içinde geliÅŸimlerini gördükleri zaman, hemen kapatma yoluna gittiler. Bu partilerin yöneticileri, olmayan olaylarla ilgili olarak suçlandılar; Kürd Milliyetçilerini, Kürd liderlerini ve savaÅŸçılarını keyfi ve hukuk dışı ölçülerle yargılayan İstiklal Mahkemelerinde yargıladılar.
     
    M. Kemal ve arkadaÅŸlarının, kendilerini destekleyen komünistleri, M. Suphi ve arkadaÅŸlarını Karadeniz’de Topal Osman eliyle katletmeleri ve boÄŸmaları da, bu iç hesaplaÅŸmanın ve mücadelenin bir sonucuydu.
     
    Kemalistlerin, Kürd ulusal ayaklanma döneminde Kürdlerle hesaplaÅŸması, farklı kapsamda, geniÅŸlikte, derinlikte oldu; katliamlarla sonuçlandı.
     
    M. Kemal’in iktidar olmasından sonra, Batı ve Türk Bölgesinde ortaya çıkan, dinci ve ÅŸeriatçı denilen ayaklanmalar, halk güçleriyle ittihat terakkici asker ve sivil bürokrasi arasındaki bir mücadele ve hesaplaÅŸmaydı.
     
    1946 yılına kadar asker ve sivil bürokrasi (Kemalistlerle) halk güçleri arasındaki mücadele ve hesaplaÅŸma, her zaman Kemalistlerin lehine ve çıkarlarına göre sonuçlandı.
     
    1946 yılında, İkinci Dünya ve Paylaşım Savaşı’ndan sonra Türkiye’de, dünyadaki faÅŸizmin yenilgisi ve demokrasinin egemen sistem haline gelmesinin etkisiyle küçük bir deÄŸiÅŸiklik oldu. Türkiye Cumhuriyeti merkezi anlamda ve Kemalistlerin kararıyla çok partili sistemi, anayasal sistem olarak benimsedi. Kemalistlerin benimsediÄŸi bu çok partili sistem, onların gönlünce olmadığı gibi, hızla onların aleyhine bir geliÅŸme haline geldi.
     
    Demokrat Parti(DP), Celal Bayar ve Adnan Menderes tarafından kuruldu. DP, kısa süre içinde halk kitlelerinin, uluslararası güçlerin, ABD ve Batı Avrupa’nın desteÄŸini kazandı. 1946 yılında açık oylama ve gizli sayım sonucunda hile ve hurda ile seçimi kaybetmesine raÄŸmen, 1950 yılında ezici bir çoÄŸunlukla seçimleri kazandı ve tek başına hükümet oldu.
     
    DP’nın seçim yoluyla iktidar olması, Türk halk güçlerinin jakoben, otoriter, faÅŸizan Kemalist güçler karşısındaki ilk zaferiydi. Türk Halk güçlerinin DP kanalıyla Kemalistlere darbe vurmasının ve alt etmelerinde Kürd halk güçlerinin DP’ye verdiÄŸi desteÄŸin rolü büyüktü.
     
    Kürd halk güçleri de DP’ye oy vererek, Kemalistlerden, Kürdistan’da ulusal ayaklanmaları bastıran, Kürdistan’ı yakan, Kürd liderlerini ve savaÅŸçılarını mahkemesiz idam eden, katliamlar ve jenosidler yapan, Kürd milletlini inkâr eden Kemalistlerden dolaylı da olsa hesap sormuÅŸ oluyorlardı.
     
    Kemalistlerle, halk güçleri ve baÅŸka bir deyimle asker ve sivil bürokrasi ile sivil halk güçleri arasındaki mücadele, 1950 tarihinden sonra daha da keskinleÅŸti. Kemalistlerin iktidarı birçok olaydan dolayı yargılamaya konu oldu. Özalp’ta 33 Kürd köylüsünü katleden General MuÄŸlalı hakkında Meclis Komisyonunun araÅŸtırma yapması ve araÅŸtırma sonucu MuÄŸlalı hakkında yargılamanın yapılmasına karar verilmesi, yargılama sonucunda General MuÄŸlalının idama mahkûm edilmesi bu hesaplaÅŸmanın en sembolik olaylarından biridir. CHP hakkında Tahkikat Komisyonlarının kurulması da bunu hesaplaÅŸmanın somut örnekleriydi.
     
    Halk güçleriyle Kemalistler arasındaki mücadele, 1960 yılında askerlerin yaptıkları darbe ile Kemalistlerin diktatörlüÄŸü ve iktidarı ile sonuçlandı. Bu darbe sonrasında Kemalistlerle halk güçleri arasındaki hesaplaÅŸma trajik oldu. Yüzlerce Demokrat Partili milletvekili ve diÄŸer parti yöneticileri keyfi bir mahkemede yargılandılar. Yargılamalar sonucu, BaÅŸbakan Adnan menderes ve iki bakan arkadaşı idam edildiler, birçok DP’li de yüksek cezalara çarptırıldılar. Kemalistler, Kürd halk güçlerinin DP’ye verdiÄŸi desteÄŸini hesabını Kürd aÄŸalarını, beylerini, ÅŸeyhlerini, aÅŸiret reislerini, geleneksel aydınlarını Sivas Kampında esir almakla, 3-4 ay sonra 55’ini sürgüne göndermekle sordu.
     
    Türk halk güçleriyle, Kemalistler arasındaki mücadele 1960 sonrası daha renkli ve çoÄŸulcu bir hal aldı. Bu mücadele, güçler arasında farklı geçiÅŸler, zaman-zaman Kemalistlerle burjuvazi arasında gerçekleÅŸen ittifakla beraber devam etti. 12 Mart 1971 Muhtırası ile burjuvazinin ve orta sınıfların temsilcisi olan Demirel, ÅŸapkasını aldı gitti. Komünistler, sosyalistler, solcular, bir kesim Kemalistler (UÄŸur Mumcu, İlhan Selçuk), Kürd milliyetçileri ve solcuları yargılandılar, büyük cezalara çarptırıldılar.
     
    12 Eylül’de iktidarı ele geçiren ve monolitik diktatörlük kuran askeri elit herkesi, tüm halk güçlerini, burjuvaları, faÅŸistleri, Kemalistleri, Kürdleri, Komünistleri, dindarları, tüm siyasal ve sivil kurumları karşı aldı ve onlarla amansız bir hesaplaÅŸma içine girdi.
     
    Bu hesaplaÅŸma, çatışma, AK Parti’nin iktidar olmasından sonra da baÅŸka bir düzlemde devam etti. Askeri ve sivil iktidar eliti, AK Parti iktidarının son bulması için, soÄŸuk savaÅŸ koÅŸullarına uygun darbe giriÅŸimlerinde bulundu, darbe hazırlıkları yaptı. Bu çatışma ve hesaplaÅŸma Anayasa’nın 26 maddesinin deÄŸiÅŸikliÄŸi ile yeni bir aÅŸamaya geldi.
     
    AK Parti İktidarı, baÅŸka bir ifadeyle en genel anlamda sivillerin iktidarı, darbe giriÅŸimcileri ve hazırlayıcılarını mahkeme karşısına çıkarmaya baÅŸlamış durumda. Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı Davaları bunun en somut örneklerini oluÅŸturuyor.
     
    Anayasa DeÄŸiÅŸikliÄŸi referandumundan sonra, 12 Eylül diktatörlerinin yargılanmasına inanılmamasına raÄŸmen, 12 Eylül Diktatörlerinin yargılanması için dava açılmış durumda.
     
    Bu geliÅŸmeler, Türkiye’de radikal ve gereÄŸince olmazsa bile, suç iÅŸleyenlerin, keyfi adam öldürenlerin, darbe hazırlığı yapanların, darbe giriÅŸiminde bulunanların yargılanacağıyla ilgili bir süreç baÅŸlamış durumda.
     
    Bu sürecin, yeni enstrümanlarla ve yeni biçimler altında sürdürüleceÄŸinin ipuçları var.
     
    KÜRD ALANINDA SORGULANMA VE YARGILANMA SORUNU…
    Kürd Halk Güçleri, PKK ve Öcalan, Hizbullah açısından da bu durum, haklı olarak gündemi iÅŸgal eden bir durumdur. PKK ve Öcalan’ın Kürd halk güçlerine, Kürd ulusal muhalefet güçlerine, kendi içindeki muhaliflere, Türk sol örgütlerine yönelik yaptıklarıyla ilgili hesap vermesi için halen görünürde bir geliÅŸme olmadığı gibi, bu yönde aydınca talepler de yok.
     
    Herkes, Türkler ve Kürdler gibi bir kamplaÅŸmada, suç ve cinayet iÅŸleyen Kürdleri, cinayet görmezlikten geliyor. Ya da korkudan dolayı bunu dillendirmek istemiyor.
     
    Bu durumu aÅŸmamak, Kürdler açısından, demokratikleÅŸme, insan hak ve özgürlüklerinin korunması, hukukun üstünlüÄŸünün saÄŸlanması; demokratik çoÄŸulculuÄŸun siyaset ve toplumsal yaÅŸama yansımasını engelleyecek tehlikeli bir konumdur.
     
    Bu sorunun tartışma gündemine getirilmesi, suçluların açığa çıkması, onların yargılanmasının talep edilmesi gerekir.
     
    Bunun için PKK ve Öcalan’ın yapısal durumu, olup-bitenlerle ilgili kısa bir tarihi gezinti yaparak, olayların saptanması ve durum tespitinin saÄŸlanması yoluna gitmek gerekir.
     
    Kürdler, Türk Kemalist Devleti tarafından ulus ve topluluk olarak varlığı inkâr edilmiÅŸ, bütün ulusal hakları gasp edilmiÅŸ, ülkesi iÅŸgal edilmiÅŸ durumda. Bu nedenle, Kürdlerin sorunu, ulusal, Kürd ulusunun kendi kaderini kendi eliyle tayin etmesi, Kürdistan’da egemenliÄŸi ele geçirmesi, iktidar olması, Türk ulusu ve diÄŸer dünya uluslarıyla siyasi statü ve haklar açısından eÅŸit olması sorunudur.
     
    Bu nedenle Kürd ulusal sorunu, bir tek sınıf ve tabakanın sorunu deÄŸil, Kürdistan’daki tüm sınıf ve tabakaların sorunu: Kürd burjuvazisinin, esnafının, aÄŸasının, beyinin, ÅŸeyhinin, aÅŸiret reisinin, köylülerinin, iÅŸçilerinin, kadınlarının, erkeklerini, gençlerinin ve aydınlarının sorunu. Milliyetçilerin, liberallerin, sosyal demokratların, soysal liberal demokratların, komünistlerin, dindarların, inançsızların, inançlıların, tüm mezheplerin sorunu.
     
    PKK, Ulusal KurtuluÅŸ Ordusu, Kürdistan Devrimcileri, Apocular gibi grup aÅŸamasından baÅŸlamak üzere 1978 yılında PKK olarak kendisini tanımlamasından sonra, kuruluÅŸ felsefesi olarak tek ideoloji, tek lider, tek parti, tek sınıf paradigmasını benimsedi. PKK, kendi dışındaki tüm Kürdistanlı örgütleri gayri meÅŸru ve düÅŸman ilân etti. Kendi içinde ortaya çıkan ve çıkacak muhalefeti iÅŸbirlikçi, hain, ajan olarak tanımladı. Kendisine taraf olamayan tüm toplumsal kesimleri, özellikle de toplumun üst, egemen, yönetici sınıflarını düÅŸman kabul etti. Hem kendi dışındaki siyasi örgüt ve partilerin, hem tüm Kürdistan toplumsal kesimlerini birinci derecede tasfiye etmek için katı, faÅŸizan, otoriter bir eylem çizgisini ve yol haritasını benimsedi.
    PKK’nın benimsediÄŸi paradigma, Türk devlet-ulus, Kemalizm’in benimsediÄŸi bir paradigmaydı. Bu kabulleri ve yapısıyla da, bir Türk Devlet Projesi olarak her yanıyla kendisini açığa vuruyordu. PKK, bir devlet projesi olarak, devletin Kürd ulusal hareketini içerde teslim alması stratejisini çok plânlı ve programlı bir ÅŸekilde hayata geçirdi.
     
    12 MART MUHTIRASI: KÜRD ULUSAL HAREKETİN YENİ ÖNCÜ GÜCÜNÜ BASTIRMAK…
    Kürd ulusal hareketinin yeni dinamiklere dayalı olarak, yeni öncü toplumsal güçlerle hızla geliÅŸtiÄŸi devlet tarafından tespit ediliyordu.
     
    Kürd ulusal hareketinin yeni, dinamik toplumsal gücünün örgütü olan DDKO Kürdistan’ın bütün bölgelerinde legal örgütlenmenin koÅŸullarını yaratırken; aynı güç illegal planda da Türkiye ve Türkiye de Kürdistan Demokrat Partilerinde yaygın örgütlenme olanaklarına sahip olmuÅŸtu.
     
    Devlet, ayaklanma yaratarak ve hareketi içerden kuÅŸatarak yok edemediÄŸi, engelleyemediÄŸi, bastıramadığı yeni Kürd ulusal hareketini, 12 Mart Askeri darbesiyle bastırma yoluna gitti.
     
    Kürdlerin ilk açık ve legal örgütlenmeleri olan DDKO’ları yasakladı. DDKO ve KDP’lerin üye ve taraftarlarını, Güney Kürdistan Hareketine destek olan toplumsal kesimlerden unsurları, kitlesel olarak tutukladı, Kürdistan’ın merkezi olan Diyarbakır’da yargıladı.
     
    Bu tutuklama ve yargılananlar arasında sadece üniversite ve lise öÄŸrencileri, Kürd aydınları yoktu. Kürd hareketine öncülük etme yeteneÄŸini kaybeden geleneksel sınıflardan aÄŸalar, beyler, ÅŸeyhler, ÅŸehirlilerden de tutuklanan ve yargılananlar vardı.
     
    Devlet, Muhtıra ile Kürd ulusal hareketini ve Kürd öncülerini bastıracağını, 1938 sonrası gibi bir sessizlik dönemini baÅŸlatacağını düÅŸünürken, böyle olmadığı ortaya çıktı. Kürd ulusal hareketinin yeni öncü gücünün mensupları hapishane ve mahkemelerde yeni bir mücadele tarzı ve refleksi göstermeye baÅŸladılar. Toplu savunmaları strateji olarak belirlediler. Dışarıda da legal ve illegal düzeyde yeni örgütlenme çabaları geliÅŸmeye baÅŸladı.
     
    Devlet, 12 Mart Askeri Darbesi’nden umduÄŸunu bulmadı, rüzgâr ekti ve fırtına biçmeye baÅŸladı. Kürd ulusal hareketi daha zinde, yeni öncü toplumsal gücü toparlayıcı, yeni bir çekim merkezi olmaya baÅŸladı.
     
    1974 sonrası yeni öncü gücün çoÄŸulcu örgütlenmeyle geniÅŸlemesi ve örgütlenmesi…
     
    Dünyadaki ve Türkiye’deki toplumsal geliÅŸmeler, ordunun açık siyaset ve yönetme sahnesinden çekilmesini saÄŸladı. Siyasi Partileri eliyle yeniden yönetme süreci baÅŸladı.
     
    Genel Af’la birlikte Kürd siyasi tutuklularının da serbest bırakılmasından sonra, içerde ve dışarıda devam eden siyasi ve örgütlenme çalışmalarıyla yeni bir milat baÅŸladı: Kürd Hareketi’nin yeni dönem İkinci Baharı geliÅŸmeye baÅŸladı.
     
    Kürd ulusal Hareketi’nin yeni, genç öncü toplumsal gücü hızla legal ve illegal planda örgütlenmeye baÅŸladı. İllegal planda partiler, legal planda dernekler: BaÅŸta da DDKO’nun bir devamı olarak ulusal demokratik kitlesel bir dernek olarak DDKD, daha sonra ideolojik dernekler DDKD, DHKD ve ASDK-DER’ler, yayınevleri, kooperatifler, iÅŸçi ve köylü örgütleri, liselerde ve üniversitelerde öÄŸrenci dernekleri kuruldu. Dergi ve gazete yayınları baÅŸladı. Sendikalar, öÄŸretmen kuruluÅŸu TÖB-DER, diÄŸer meslek örgütleri içinde Kürd grupları oluÅŸturuldu; bu kuruluÅŸlarda Türkiye genelinde yönetimleri paylaÅŸmak, Kürdistan’da bu kuruluÅŸların yönetimine egemen olmak için çalışıldı.
     
    İlk bir ve iki yılda, bütün Kürd siyasi kesimleri birlikte, büyük kitle gösterileri, mitingler yaptılar. Üniversitelerde, derneklerde, meslek kuruluÅŸlarında yoÄŸun bir ÅŸekilde paneller, konferanslar, seminerler düzenlendi. Kürd yeni öncü gücün bilincinde yeni geliÅŸmeler oldu, aynı zamanda öncü güç sayısal olarak da geniÅŸledi.
     
    Bütün bu geliÅŸmeler, 12 Mart Askeri Darbesinden sonra, Kürd ulusal hareketinin hem nitelik ve nicelik olarak, hem de sahip olduÄŸu yeni mücadele örgütleri, biçimleri, enstrümanları olarak birkaç kat üzerine çıktığı açıkça görüldü. Bu durum fazlasıyla devleti ürküttü. Devlet bu hareketin bastırılması için dernek kapatma, dergi yasaklama, tutuklamalar, sivil faÅŸist güçlerle, Ülkü Ocakları elemanlarıyla Kürd yurtseverleri öldürme yoluna baÅŸvurdu. Ama bu yetmedi.
     
    PKK DEVLET PROJESİ OLARAK YAPILANDI…
    Devletin, Kürd Ulusal Hareketini bastırması için, 1974’ten sonra devreye soktuÄŸu uygulamalar: Tutuklamalar, iÅŸkenceler, dernek ve dergi kapatmalar, Ülkü Ocakları elemanlarıyla Kürd yurtseverlerini öldürtmelerdi. Bu uygulamalar, Kürd ulusal hareketinin geliÅŸmesini daha da alevlendiriyor, ateÅŸe benzin dökmeye benziyordu. Devletin her yaptığı, birkaç kat aleyhine büyüyerek Kürd ulusal hareketinin lehine geliÅŸmeye dönüyordu.
     
    Dünyanın o günkü koÅŸulları,, Türkiye’deki güçler dengesi, Kürd ulusal hareketinin yeni öncü gücünün sahip olduÄŸu güçlü direnme refleksi, devletin 1919 yılından sonra Kürdleri fiziki olarak yok etmek için doÄŸrudan askeri jenosid ve katliama da baÅŸvurması olanaklı deÄŸildi.
     
    Tam da bu dönemde devlet PKK’yı Kürd Ulusal Hareketine karşı örgütlemeye baÅŸladı.
     
    PKK de Stalinizmi benimseyen, Çinci ve Sovyetçi olmayan bir radikal hareket konumundaydı. PKK’nin yaklaşımları, yaptıkları bir sol hareketin, sol maceracı hareketin parametrelerini aÅŸan, devletin yaptıkları ve yapmak istedikleriyle örtüÅŸen ve çakışan bir konumdaydı.
     
    PKK’nin devlet tarafından oluÅŸturulmuÅŸ ve kurulmuÅŸ bir örgüt olduÄŸu alternatifini bir tarafa bırakarak PKK’yi incelemeye ve analiz etmeye baÅŸlarsak, karşımıza çıkan tablonun, PKK’nın, Devletin, mevcut dünya ve Türkiye dengelerinden dolayı uygulayamadığı politikaları uygulayan; örgütlü ve örgütsüz Kürd halk güçlerine karşı bir örgütlenme olduÄŸunu rahatlıkla görebiliriz.
     
    PKK’NIN KÜRD HAREKETİYLE ORGANİK BİR BAÄžA SAHİP OLMAMASI…
    PKK’nın öncüsü konumunda olan Abdullah Öcalan ve diÄŸer grup-parti kurucuları, 1960 sonrası geliÅŸen Kürd ulusal hareketinin hiçbir örgütsel, fikirsel platformuyla iliÅŸkili deÄŸildi. PKK’nın kurucularının önemli bir kesimi de Türklerden oluÅŸmuÅŸtu.
     
    Böyle bir oluÅŸumun kendisi dikkat çekici, endiÅŸe verici durumdaydı. Ulusal kurtuluÅŸ hareketlerinin parametreleri, gelenekleri, kültürüyle de baÄŸdaşır bir yanı yoktu. Böyle bir yapılanma Kürd oluÅŸumundan ziyade, yabancı bir oluÅŸumun parametre ve verilerini sunar durumdaydı.
     
    PKK’nın kurucu ve öncülerinin, Kürd ulusal hareketiyle bir organik baÄŸa, Kürd ulusal hareketiyle ilgili bir birikim ve bilgiye sahip olmamaları, Kürd ulusal hareketin organik kadrolarıyla, PKK öncesinde kurulmuÅŸ olan Kürd parti ve siyasi hareketleriyle iliÅŸki kurmaması, aksine onları dışlaması ve karşı alması da olaÄŸan bir durum deÄŸildi.
     
    PKK, partileÅŸmeden önce bir grup hareketi olarak örgütlenmeye baÅŸlamasından sonra, girdiÄŸi alanlarda, üretim dışı, Kürd ulusal hareketinin dışladığı, toplumun en kriminal, aslı-fesli belli olmayan kesimleriyle iliÅŸkiler kurdu ve onları örgütledi. Bunun da çok planlı ve düÅŸünülmüÅŸ, sıra dışı bir hareket olduÄŸu kendisini ele veriyordu.
     
    Çünkü kriminal, üretim dışı, aslı-fesli olmayan insanlar eliyle Kürdlük adına Kürd ulusal güçlerine ve kadrolarına saldırmak ancak olanaklı olabilirdi. PKK daha sonra, bu yaklaşımını daha sistematik bir hale getirdi. Bünyesine aldığı unsurları, ailelerine düÅŸman etti ve yabancılaÅŸtırdı. Ailenin devrimin ve ulusal kurtuluÅŸun en büyük düÅŸmanı olduÄŸunu ileri sürdü. Öcalan’ın tanımıyla Osmanlı Kürd yeniçerisini yaratmaya çalıştı ve yarattı da.
     
    PKK’nın bölgelerde ve alanlarda, o bölgelerden insanları sorumlu yapmaması, bir baÅŸka aÅŸiret unsurunu bir baÅŸka aÅŸiretin tepesinde sorumlu hale getirmesi, Kürdistan’ın bir parçasındaki bir unsuru bir baÅŸka Kürdistan parçasında sorumlu hale getirmesi de bu anlayışın ürünlerinden biridir. PKK halen de bu anlayışı sürdürmektedir.
     
    PKK, taraftarları eliyle, faÅŸistlerin uygulamalarına denk düÅŸen bir zihniyetle, gittikleri her yerde korku yaydılar.
     
    PKK, kuruluÅŸ manifestosunda devletten önce, Kürd egemenlerini aÄŸaları, beyleri, ÅŸeyhleri hain ve düÅŸman ilan etti. Kürd ulusal örgütlerini ve kadrolarını reformist, revizyonist ve baÅŸ düÅŸman ilan etti. Bu güçleri tasfiye etmeden, Ulusal Devrimi gerçekleÅŸmeyeceÄŸi, Kürdistan’ın özgür ve bağımsız olmayacağı düÅŸüncesini bir doÄŸma haline getirdi, taraftarlarını buna göre eÄŸitti. Bundan sonra da, Kürd halk güçlerinin üzerine sürdü.
     
    PKK’NIN Ä°Ç MUHALEFETİNİ VE KÜRD LİDERLERİ YOKETME STRATEJİSİ…
     
    PKK, daha parti olmadan önce, kendi dışındaki Kürd Örgütlerini düÅŸman görme stratejisinden dolayı, ortadan kaldırmayı hedef haline getirdi. Bunun için de, bütün Kürd örgütlerine pervasız saldırılar içine girdi. Kürd örgütlerini yok etmek için de, liderlerinden iÅŸe baÅŸlamanın daha etkin ve baÅŸarı saÄŸlayacağını saptayarak hareket etti. Bu strateji devletin izleyip de beceremeyeceÄŸi ve güçler dengesi itibariyle kolaylıkla baÅŸvuramayacağı bir stratejiydi. Bu stratejinin, kendisine Kürd yurtseveri diyen bir gücün daha rahat yapması, devlet için daha ekonomik ve risksiz bir olaydı.
     
    PKK, kendi içinde hiçbir muhalefete izin vermedi. PKK’nın kendi içindeki muhalefeti yok etmesi için yaptıklarını saptamak için, Selim Çürükkaya baÅŸta olmak üzere PKK’dan ayrılan PKK kurucusu, yöneticisi, üyelerinin anlattıklarına ve yazdıklarına bakmak yeterlidir. Bunların sayısı binlerle ifade edilmektedir.
     
    PKK bu strateji gereÄŸi, bütün Kürd örgütlerine eÅŸi zamanlı olarak saldırdı. Öncelikle saldırdığı Kürd örgütlerinden biri KAWA oldu. Kawa’nın liderlerinden Ferit Uzun’u 22 Kasım 1978 yılında Siverek’te silahlı bir suikast sonucu katletti. Bu eylemini gizledi. Çünkü Ferit Uzun, hem 12 Mart’ta DDKO’dan dolayı yargılanan ve ceza alan, hapishanedeki direnmesinden dolayı yurtsever hareket üzerinde etkisi olan, halk içindeki çalışmalarından dolayı sevilen Kürd liderlerinden biriydi. Hem de bir örgüte ve Birodirêj aÅŸiretine tabiydi. Ferit Uzun’un bu konumu, halk güçleri arasında, aÅŸiretler, Kawa ile Bucaklar arasında çatışma yaratmaya elveriÅŸli bir konumdu. Bu nedenle de Ferit Uzun’un Bucaklar tarafından katledildiÄŸini ileri sürdü.
     
    Daha sonra, PKK’den ayrılanlar ve 12 Mart sorgulamalarından itiraf eden PKK’liler, Ferit Uzun’un PKK tarafından öldürüldüÄŸünü ve bunun Kürd liderlerini öldürme stratejisinin bir parçası olduÄŸunu açıkladılar.
     
    Kawa örgütünde Ferit Uzun dışında baÅŸka yurtseverleri de katlettiler.
     
    PKK, Kawa ile birlikte Özgürlük Yolu, DDKD, Rizgarî, BeÅŸ Parçacılar, KUK ve TêkoÅŸîn’e karşı saldırı düzenledi.
     
    Özgürlük Yolu ve DDKD’den yurtseverleri katletti. Rizgarî’de yaralamalar oldu. BeÅŸ Parçacılar denilen Kürd yurtsever Grubu tümden yok etti. KUK ve TêkoÅŸîn'e karşı tam anlamıyla bir savaÅŸ açtı. TêkoÅŸîn geniÅŸ bir kitleye sahip olmadığı için, PKK’nin saldırısı sonucu savaşın boyutları fazla geniÅŸlemedi. Ama TêkoÅŸîn Örgütü PKK’nın saldırısı sonucu çok deÄŸerli yöneticilerini ve üyelerini kaybettiler. KUK’la olan savaÅŸ, her iki grubun kitle tabanının geniÅŸ olmasından dolayı sınırları ve çapı geniÅŸ olan tam bir savaÅŸ oldu. Bu savaÅŸta, yüzlerce sıradan Kürd ve Kurt yurtseveri katledildi.
     
    PKK, Kürd örgütlerine karşı savaşırken, Kürd yurtseverlerini katlederken, Türk sosyalist muhalefetine karşı olan görevini de ihmal etmiyordu. PKK, Türk sosyalistlerinin Kürdistan’da örgütlenme hakkına sahip olmadığı stratejisini ileri sürerek, Türk sosyalist örgütlerinin yöneticilerini ve üyelerini de katletti.
     
    PKK’nın bu yaptığını, devlet bu rahatlıkla, ekonomik ve risksiz yapabilir miydi?
     
    PKK’nın bu yaptıklarıyla, devletin politikalarının ve stratejisinin bir bütünlük içinde olduÄŸunu ileri sürmek objektif bir olay deÄŸil midir?
     
    HİLVAN, SİVEREK, BATMAN, NUSAYBİN’DEKİ Ä°Ç SAVAÅž: DEVLETİN ZAMANSIZ BİR AYAKLANMA YARATMA PLÂNININ DEVAMI…
     
    Devletin, Kürd ulusal hareketini bastırma ve halk güçlerini dağıtma/tasfiye etmek için izlediÄŸi stratejilerden biri, zamansız ve hazırlanmadan önce provokasyonla hareketi ortaya çıkarmadır.
     
    1974 yılından sonra Kürd ulusal hareketinin saÄŸlıklı geliÅŸimi, farklı mücadele biçimleriyle ulusal hareketin geliÅŸtirilmeye çalışılması, silahlı mücadelenin öne alınmaması, devletin kolaylıkla provoke edemeyeceÄŸi ve zamansız baÅŸkaldırıyı yaratamayacağı ve bu nedenle de müdahale edemeyeceÄŸi bir durum söz konusu idi.
     
    PKK, devletin yapmak isteyip de saÄŸlıklı geliÅŸmeden dolayı yapmadığını yaptı. Bir grup olarak ortaya çıktığı günden itibaren, bütün mücadele biçimlerini ret ederek, silahlı mücadeleyi tek mücadele biçimi olarak benimsedi. Bu stratejisi gereÄŸi de, kendisine göre alanlar bulmaya çalıştı. Hilvan ve Siverek dar ve devletin de istediÄŸi bir iç savaÅŸ alanları olarak seçildiler.
     
    Hilvan’da bir aÅŸirete dayanarak (Tüysüzler), baÅŸka bir aÅŸirete (Süleymanlara) savaÅŸ açtı. Devletin ve sistemin Kürdistan’da yarattığı çeliÅŸkileri ve çatışmaları derinleÅŸtirdi. Halk güçleri arasında çatışma ve düÅŸmanlık yaratarak, devletin kendi planlarını daha rahat uygulama alanı bulmasına önayak oldu. Hilvan’da yüzlerce Kürd insanı katledildi. Bu alanda, PKK dışındaki Kürd yurtseverleri tasfiye edildi.
     
    Siverek, Kürd yurtsever Hareketi ve Sol Muhalefet açısından 1960’tan sonra önemli yerlerden biriydi. TİP, Siverek’ten bir milletvekili çıkaracak kadar güçlüydü. DDKO ve KDP taraftarlarının yoÄŸun olduÄŸu bir alandı. 12 Mart’taki kitlesel tutuklama ve yargılamalara raÄŸmen, sindirilemeyen bir yerdi. 1974’ten sonra Kürdistan’da yurtsever hareketin kitlesel bir karakter kazandığı, on binlerce insanla devletin sömürgeci, ekonomik, sosyal baskılarını protesto eden bir alan; DKDK, Rizgarî-Ala Rıizgarî ve Kawa’nın, TİKKO’nun örgütlü olduÄŸu; DDKD’nın büyük bir gücünün olduÄŸu Kürdistan ilçelerinden biriydi.
     
    Siverek aynı zamanda aydını ve okumuÅŸu çok olan bir ilçeydi. Siverek Kürdistan hareketi için lider yetiÅŸtirmiÅŸ bir alandı. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi BaÅŸkanı Faik Bucak, Siverek’in Bucak AÅŸiretine tabi bir avukattı. M. Remzi Bucak’ta Siverek’in tanınmış, parlamentoda Kürd sorununu savunmuÅŸ, zorunlu olarak ABD’ye gidip yerleÅŸmiÅŸ ve ABD’de olduÄŸu zaman İnönü’ye Kürd sorununun eyalet ve federasyon sistemi içinde çözümlenmesi için mektup yazan bir Kürd aydınıydı. Ferit Uzun ve Necmettin Büyükkaya da katledilen Siverekli iki liderdir.
     
    PKK, Siverek’te, devletin, halk güçlerini ve Kürd Yurtsever Hareketini dağıtma stratejisine, Mehmet Bucak’ı teslim almak ve öldürmek provakasyon eylemiyle ön ayak oldu. Mehmet Bucak’a saldırıldığı günden itibaren, Kürd Yurtsever güçlerine karşı saldırılar düzenlendi. O provakasyonda sonra, PKK örgütlü olmadığı halde, Siverek açısından çaplı denilecek bir savaşı örgütledi. Kim olduÄŸu belirsiz kiÅŸiler PKK tarafından Siverek’e getirilerek, çatışmalar, halk güçlerini ve Kürd yurtsever hareketini tasfiye savaşı sürdürüldü. AÅŸiretler bu çatışmada, çıkarlarına göre konumlandılar. Kırwar ve İzol AÅŸireti PKK’nın yanında yer aldı.
     
    Hilvan’da ve Siverek’te bu çatışmalar ve iç savaÅŸ sonucu büyük bir göç baÅŸladı. Siverek’in nüfusu çatışmalar baÅŸladığı zaman 60.000 idi, 12 Eylül 1980de çatışmaların ve iç savaşın garip bir biçimde son bulduÄŸu koÅŸullarda, 29.000’e düÅŸtü.
     
    Devlet, Siverek’te bir taÅŸla birkaç kuÅŸ vurdu. Bir yanda gizli düÅŸman gördüÄŸü aÅŸiret güç odaklarını dağıttı, onlar arasında düÅŸmanlığı derinleÅŸtirdi; onları yeniden teslim aldı. Bucaklar aÅŸiretinin Sedat Bucak kesiminin tümüyle devlet yanında olması, devletin bu baÅŸarılı ve PKK eliyle sürdürülen politikasının bir ürünüdür. DiÄŸer yandan da Kürd yurtsever hareketini tasfiye etti.
     
    DDKO yargılamaları sırasında hazırlanan, daha önce ve sonra hazırlanan devlet raporlarında da, devlet iÅŸbirliÄŸi içinde olan aÅŸiretlerin, aÄŸaların, beylerin, ÅŸeyhlerin güvenilir müttefik olmadığı, onların da devlet düÅŸmanı olarak nitelendirildiÄŸi bilinmektedir.
     
    Halka ve Kürd Yurtsever Güçlerine karşı savaÅŸ yürüten PKK, 12 Eylül askeri darbesinden sonra ise, devlete karşı bir savaÅŸ açmadı. SavaÅŸa hazır olan PKK, savaÅŸmayı tabu haline getiren PKK, Kürdleri öldürmede pervasız olan PKK, Devlete karşı savaÅŸmayı düÅŸünmedi, alanları terk etti. Oysa PKK açısında doÄŸal olanı, eÄŸer iç savaşı ve alanlarda çatışmaları geliÅŸtirme amaç ise, Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüÄŸü ise, doÄŸal olanı 12 Eylül’de Askeri Darbeye ve Sömürgeci FaÅŸist diktatörlüÄŸe karşı da savaÅŸma kararı alması gerekirdi. Bu kararı almadı.
     
    PKK’nın bu tutumu ve 12 Eylül’den sonra alanları boÅŸatması, Devletin politikalarına altlık olması, devletin politikalarını sürdürdüÄŸünün ifadesi bakımından üzerinde durulması gereken önemli bir konu olduÄŸunun altını çiziyorum.
     
    Ayrıca, PKK’nın iç savaÅŸ yarattığı alanlarda, derin devletin seyirci kaldığını, askerin bu kırsal alanlarda duruma gereÄŸince müdahale etmediÄŸini Demirel ve Urfalı Bakanı Mustafa Kılıç’ın açıklamaları da var. Bu da duruma farklı bir anlam yüklemektedir.
     
    PKK silahlı mücadele dışındaki bütün mücadele biçimlerini, bütün legal örgütlenme ve çalışma biçimlerini ret etmekle Devletin kurmak istediÄŸi tuzaÄŸa ön ayak oldu… PKK, grup olarak ortaya çıktığı andan itibaren, silahlı mücadele dışındaki tüm mücadele biçimlerine karşı çıktı. Bu karşı çıkışını, düÅŸüncesini ifade etme kapsamının dışına taşıyarak, fiziki çatışma konusu yaptı.
     
    Kürd ulusal hareketinin ve örgütlerinin, demokratik düzeyde kitlesel dernekleÅŸmelerine, diÄŸer tüm legal örgütlenme biçimlerine karşı çıktı, bu dernekleÅŸmeleri, tüm legal örgütlenmeleri; legal olarak dergi ve dergi yayınlarını; yayınevlerini kurmayı, meslek örgütlerinde çalışmayı ve bu örgütlerin yönetimine gelmeyi; devlette memurluÄŸunu, devletle iÅŸbirliÄŸi olarak ilan etti.
     
    Bu anlayışı gereÄŸi de, derneklerde ve legal tüm çalışma alanlarında tahribatlar yaptı. Legal çalışma alanlarında ve dernek toplantılarında provokasyonlar ve çatışmalar yarattı. Bu provokasyon ve çatışma eylemleriyle, devlet güçlerinin müdahalesine yol açtı.
     
    PKK’nın bu bakış açısı, ideolojik bir sol maceracılık ve sol çocukluk hastalığı içinde mütalaa edilen bir olay gibi de görülse de, onun ötesine geçen, devletin Kürd yurtsever güçlerini tek mücadele alanına sıkıştırma, o mücadele alanının da silahlı mücadele olması, bununla Kürdleri ve Kürd yurtsever hareketini kolaylıkla ÅŸiddetle, katliamlarla bastırma olanağını elde etmesi siyasetiyle bir örtüÅŸme göstermektedir.
     
    12 Eylül’den önce ve 1984 yılından sonra, PKK silahlı eylemlerinin sonuçları, öldürülen on binlerce Kürd, boÅŸaltılan binlerce köy, Batı’ya göç eden milyonlarca Kürd, ileri sürdüÄŸüm düÅŸünceler ve tezler açısından önemli parametreler oluÅŸturma durumundadır.
     
    PKK 12 EYLÜL’ÜN HAZIRLANMASINDA ÖNEMLİ BİR AKTÖR OLDU. AMA NE YAZIK Kİ 12 EYLÜL İDDİANEMESİNDE DEVLET DESTEKLİ PKK ELİYLE KÜRDDİSTAN’DA İŞLEYEN TOPLU ÖLÜMLERİN OLMAMASI DİKKAT ÇEKİCİ…
     
    Devlet desteÄŸiyle PKK’nın sürdürdüÄŸü silahlı çatışma ve iç savaÅŸ stratejisi, 12 Eylül askeri DiktatörlüÄŸün hazırlanmasında tek neden olmazsa da, bir neden oldu.
     
    12 Eylül 1980 Darbesi’nden önce PKK’nın Kürdistan’da Kürd Örgütleriyle ve halk güçleriyle yarattığı çatışma, onlara karşı sürdürdüÄŸü iç savaÅŸ, büyük bir can güvenliÄŸi sorunu ortaya çıkarmıştı. Kürd aileleri çocuklarının yaÅŸamından her dakika ve her saniye için endiÅŸe duyar durumdaydılar.
     
    12 Eylül’de asker açıkça yönetime müdahale edip yönetimi ele aldığı zaman, bu çatışmaların son bulması, halkı, istemeyerek de olsa 12 Eylül Askeri Darbesini destekler duruma getirdi ve halkı sevindirdi.
     
    Kürd halkının kendi cellâtlarının açık yönetime el koymasında memnuniyet duyması olaÄŸan bir ÅŸey olabilir mi? Bu memnuniyet, PKK’nın yarattığı çaresizliÄŸin bir ürünüydü. Bu memnuniyet, PKK’nın, devletin sürdüremediÄŸi politikaları, yapamadığını yaptığından dolayı ortaya çıktı. Halk iki kötü arasından, bir “iyi kötüyü” tercih etti.
     
    Bu sonucun kendisi de, PKK’nın deÄŸerlendirilmesi açısından hayati bir parametre sunar durumdadır.
     
    12 Eylül Darbecileri, PKK eliyle de darbeyi hazırlayan olayları organize ettikleri halde, darbeciler hakkında hazırlanan iddianamede Kürd Bölgesindeki geliÅŸmelerden bahsedilmemesi de dikkat çekici bir olaydır.
     
    KÜRDİSTAN’IN DİĞER PARÇALARINDA KÜRD ÖRGÜTLERİNE DÜÅžMANLIK…
     
    PKK, Kürdistan’ın diÄŸer parçalarına açıldıktan, İran, Suriye, Irak devletleriyle iÅŸbirliÄŸi ve müttefik olduktan sonra da, Kuzey Kürdistan’da yaptıklarının aynısını Kürdistan’ın diÄŸer parçalarında yaptı.
     
    Kürdistan’ın diÄŸer parçalarında da bütün Kürd örgütlerini düÅŸman ilan etti, onlarla çatıştı ve savaÅŸtı. Kürdistan’ın diÄŸer parçalarında kendi örgütlerini kurarak ve İran, Suriye ve Irak devletleriyle de uzlaÅŸarak ve anlaÅŸarak, Kürd örgütlerine karşı egemenlik ve hegemonya talebinde bulundu. Bugün de bu müdahale ve hegemonya taleplerinden vazgeçmiÅŸ deÄŸildir.
     
    Güney Kürdistan’da PKK’nın Irak Komünist Partisi’nin üyelerini öldürmesi, KUK-SE’nin militanlarını katletmesi ilk geliÅŸmeler oldu. Ondan sonra PKK, Irak KDP ve KYB ile kanlı ve trajedik çatışmalara girdi. Köyleri ve köprüleri bombaladı. Halen bu yaralar sarılmış deÄŸildir.
     
    Günümüzde de PKK, Güney Kürdistan’ın en büyük baÅŸ belası konumundadır. Buna iliÅŸkin yığınla söylenecek ÅŸey var. Bugüne kadar ben de dâhil bir çok Kürd örgütü, aydını ve siyasetçisi yığınla ÅŸey yazdı. Bu konuyla ilgili tüm gerçekler, gün gibi ortadadır.
     
    PKK, Güney Kürdistan’da kurduÄŸu Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi ile hegemonya savaşı siyasi olarak da sürdürmektedir. Güney Kürdistan’da halkı örgütlenme çabalarını legal ve illegal bir biçimde devam etmektedir.
     
    PKK, yine bu aÅŸamada bile DoÄŸu ve Batı Kürdistan’da Kürd ulusal hareketinin gerçek dinamiklerine dayalı geliÅŸmemesi, ulusal hareketin ve örgütlerinin tasfiye edilmesi için, kukla örgütler oluÅŸturmuÅŸ durumdadır. DoÄŸu Kürdistan’da PAJK, Batı Kürdistan’da Demokratik Çözüm Partisi bunun en somut göstergeleridir.
     
    Sonuç olarak, PKK, Kürd Halk ve Yurtsever Güçlerine karşı düÅŸman bir örgütlenme olarak kuruldu. Devletin kendi eliyle gerçekleÅŸtirmek istediÄŸi, ama yapamadığı katletme ve Kürd yurtsever güçlerini yok etme eylemlerini, Kürd liderlerini ve siyasi kadrolarını yok etmeyi PKK eliyle yaptı.
     
    PKK’NIN İNFAZLARINA BAZI ÖRNEKLER…
    PKK, hem grup aÅŸamasında ve hem de parti olma aÅŸamasında, kendisi ile birlikte olmayan herkesi, her siyasal grubu, her toplumsal kesimi ve onların temsilcilerini düÅŸman kabul etti. Bu düÅŸüncelerini, kuruluÅŸ manifestosunda açıkça ilân etti. PKK bunun yanında, kendi içindeki farklı düÅŸüncelere ve muhalefete de kesinlikle izin vermeyeceÄŸini kısa bir süre içinde yaptığı uygulamalar ortaya koydu.
     
    Kürd egemenlerine karşı infaz hareketi…
     
    PKK, Türk Kemalist Devleti’nin 1919 yılında baÅŸlayan ve 1938 yılında Dersim’de noktalanan ulusal ayaklanmalar sonucunda tasfiye ettiÄŸi, yargıladığı, cezalandırdığı, katlettiÄŸi, tarih ve siyasetin dışına ittiÄŸi Kürd egemen sınıflarını, “sömürgecilerin iÅŸbirlikçileri” olarak tanımladı. Kürd egemen sınıflarının temsil ettiÄŸi geleneksel sosyal ve ekonomik sistemi süreç içinde doÄŸal ve meÅŸru yöntemlerle tasfiye etmeyi ve ortadan kaldırmayı deÄŸil; egemen sınıf temsilcilerini tek-tek fiziki olarak ve öldürerek ortadan kaldırmayı strateji olarak benimsedi. Bu stratejisini de, daha grup aÅŸaması döneminde hayata geçirdi, parti aÅŸamasında da sistemleÅŸtirdi ve kurumlaÅŸtırdı.
     
    İlk aÅŸamada Hilvan’da Süleymanlılar aÅŸiretine karşı savaÅŸ açması, o aÅŸiretten onlarca insanı öldürmesi bunun en somut örneklerinden biridir. PKK, Süleymanlılar aÅŸiretine karşı savaÅŸ açtığında da, Süleymanlarla çeliÅŸkisi olan PaydaÅŸları ve Tüysüzleri de, Kürdlük duygularını ve Kürd milletinin özgürlük isteÄŸi deÄŸerlerini istismar ederek yanına aldı.
     
    İkinci aÅŸamada Siverek’te Devletin de kurtulmak istediÄŸi, önemli bir güç odağı olan M. Celal Bucak’a suikast düzenlemesi, PKK’nın bu ÅŸiddet politikasının en üst düzeye tırmanmasına, katliam düzeyinde hayat bulmasına yol açtı. Siverek’te M. Celal Bucak’a karşı savaÅŸ açarken, İzol ve Kırvar aÅŸiretlerinin de desteÄŸini almayı önemli bir askeri taktik olarak benimsedi. PKK’nın M. Celal Bucak’a suikastinden sonra, M. Celal Bucak ve taraftarları, Kürd ulusal ve devrimci örgütlerine karşı büyük bir saldırı baÅŸlattılar.
     
    PKK’nin ve devletin de istediÄŸi, bir taÅŸla birkaç kuÅŸ vurmaktı. Biryandan Kürd egemen sınıflarından oluÅŸan bloÄŸu ve güç odağını tasfiye etmek isterken, bunun yanında Siverek’te güçlü olan Kürd ulusal ve devrimci örgütlerini tasfiye etmek; devletin yeniden örgütlenmesini yaratmak, Kürd ulusal ve devrimci örgütlerinin yerine, devletin projesi ve en azından desteÄŸi ve kontrolünde olan PKK’yı ikame etmek, güç haline getirmekti.
     
    Siverek’teki bu kanlı ve tehlikeli strateji, on binlerin Siverek’i terk etmesine, 1000’den fazla Kürd yurtseveri ve sıradan insanın katledilmesine yol açtı. (1979-80)
    PKK üçüncü AÅŸamada da, Batman’da büyük ve toplumsal/siyasal etkinliÄŸi olan, bünyesinde Sait ve Mustafa Ramanlı gibi Kürdlükten 1959 yılında ve 12 Mart Döneminde tutuklanan ve yargılanan önemli ÅŸahsiyetleri barındıran Ramanlılara karşı savaşı baÅŸlattı. Bu savaşı baÅŸlatması için de bir gerekçe bulması gerekti. O dönemde PKK’nın desteklediÄŸi ve Belediye BaÅŸkanlığını kazanan Edip Solmaz’ın katledilmesi bu saldırıların baÅŸlaması için gerekçe oldu.
     
    Edip Solmaz’ın Ramanlılar tarafından katledilmediÄŸi ve ölümünden izlerin PKK’ya gittiÄŸi de herkesin bildiÄŸi bir olay.
     
    Bu çatışmalar sırasında da onlarca Kürd katledildi.
     
    PKK, bu stratejisini Kürdistan’ın diÄŸer il ve ilçelerinde de uygulamaya geçirmeye çalıştı. Ceylanpınar ve Nusaybin’de de aynı stratejiyi sürdürdü. Nusaybin’de de Hemolar ailesini yanına alarak yurtsever Ömerliler aÅŸiretine karşı saldırı baÅŸlattı.
     
    Kürd örgütlerine karşı infaz ve iç infaz…
     
    Bu ilçelerde kanlı stratejisini ve Kürd ulusal örgütlerini tasfiye stratejisini sürdürürken, KDP-Kürdistan Ulusal KurtuluÅŸçular (KUK) isimli Kürd örgütünün onlarca militanını ve seçkin kadrosunu katletti, öldürdü, ele geçirdiÄŸi yerlerde vahÅŸetçe iÅŸkence ederek, infaz etti.
     
    “Apocular olarak ortaya çıkan Abdullah Öcalan liderliÄŸindeki PKK ilk çıktığı günden günümüze dek binlerce militan ve sempatizanını “örgüte ihanet, ajan-provokatör“ suçlamasıyla infaz etmiÅŸtir.
     
    “PKK ortaya çıkışıyla birlikte, 1976’da Ankara’da kendi arkadaÅŸları Ali DoÄŸan Yıldırım’ı kaldığı evde kafasına bir kurÅŸun sıkarak öldürdüÄŸü ve bunun PKK’nin ilk cinayeti olduÄŸu iddia edilir. PKK önce bu cinayeti üstlenmez ve polise yıkmaya çalışır. Ancak, daha sonra kabul etmek zorunda kalır ve bir kaza olduÄŸunu iddia eder. Keza, Ali DoÄŸan Yıldırım PKK’nın iç ve dış infazları 12 Eylül Rejiminden önce baÅŸladı ve 12 Eylül sonrasında da devam etti. Bu infazların bilinenleri ve halk içinde sembol hale gelenleri söz konusu. Bu infazlar, PKK’yı tanımaya ve tanımlamaya yeter niteliktedir.
     
    I- 12 Eylül öncesi infazlar…
     
    1) Mustafa Çamlıbel: Kürdistan’da PKK’nın katlettiÄŸi ilk yurtsever AÄŸrı’da Özgürlük Yolu yandaşı Mustafa Çamlıbel’dir.
    1974 yılından sonra, Kürd örgütleri Kürdistan’ın tümünden olmazsa da belirli kentlerinde örgütlü ve etkin bir konumdaydılar. Özgürlük Yolu da AÄŸrı’da etkin olan Kürd sol örgütlerinden biriydi. PKK, AÄŸrı’da kitleyi ve Özgürlük Yolu taraftarlarını sindirerek, AÄŸrı’ya egemen olmak istediÄŸi için o sevimli genç insanı öldürdü.
    Mustafa Çamlıbel’in öldürülmesi PKK’nın kodunu çözen ilk vakıa oldu. Özgürlük Yolu’yla çatışmayı geniÅŸletip, derinleÅŸtirmek istediÄŸi halde, Özgürlük Yolu bu oyuna gelmedi. PKK de 12 Eylül öncesi AÄŸrı’da egemen olma ÅŸansını elde edemedi.
     
    2) Haki Karer: PKK, Kürd ulusal örgütlerinin güçlü olmadığı alanlarda örgütlenmek istiyordu. Örgütlenme yaparken de lumpen, üretim dışı, toplum tarafından dışlananları örgütlemeye çalışıyordu.
     
    PKK, alanlarda örgütlenip güçlenerek, Kürd ulusal örgütlerinin etkin ve örgütlü olduÄŸu alanları, ÅŸehirleri ve kentleri kuÅŸatmak istiyorlardı. Bu baÄŸlamda ilk dönemlerde, Gaziantep’e öncelik tanıdı. Gaziantep’te örgütlenmek isterken, Kürd örgütlerinden TêkoÅŸîn Gaziantep’te güçlü ve örgütlü konumdaydı. Gaziantep’te örgütlenmesi için, TêkoÅŸîn’i sindirmesi ve bunun içinde provokasyonlar yapması gerekirdi. Bu yaptığı provokasyonlar sonucu, kendi içinde de muhalefetten de kurtulmak istediÄŸi Haki Karer’i de kurbanlık kuzu haline getirdi.
    Bir düÅŸünceye göre, Haki Karer’i yaraladı ve daha sonra hastanede öldürdü. Ya da TêkoÅŸînle çatışmada Haki Karer yaralandı, hastanede de PKK tarafından öldürüldü.
     
    3) Mehmet Uzun ve Ali Kınacık: Haki Karer’in öldürülmesi gerekçe gösterilerek, TêkoÅŸînî Antep’te tasfiye etmek için öldürülen Kürd yurtseverlerdir.
     
    4) Ferit Uzun: Dengê Kawa lideri ve PKK tarafından 22 Kasım 1978 yılında Siverek’te katledildi.
     
    Daha sonraki tarihlerde deÅŸifre olan PKK raporlarına, PKK’dan ayrılan Merkez Komitesi ve PKK Kurucusu unsurların açıklamalarına göre, PKK, kendi dışındaki Kürd yurtsever örgütlerini tasfiye etmek için, liderlerini ortadan kaldırmakla sonuca ulaÅŸacağını hesap ediyor. Ama diÄŸer örgütlerin duyarlılıkları, hesap dışı geliÅŸmeler, PKK’nın bu karanlık, tehlikeli, iÄŸrenç amacına 12 Eylül 1980’den önce tümüyle ulaÅŸmasını engelledi.
     
    Ferit Uzun’dan sonra Kurtalan ve diÄŸer kentlerde de baÅŸka Dengê Kawa taraftarı ve kadroları katledildi.
     
    5) Mehmet Çakmak: TKP’nin Kürdistan’daki örgütlenmesinin önde gelen önder unsurlarından biriydi. PKK, bütün diÄŸer sol ve Kürd örgütleri gibi TKP’yi de düÅŸman ilân etti. Bu nedenle, Diyarbakır’da TKP’lilere ait kitapevi basılarak Mehmet Çakmak katledildi. Arkadaşı Liceli Ömer Ağın da felç oldu.
     
    6) BeÅŸ Parçacıların katledilmesi: PKK, Kürdistan’ının beÅŸ parça olduÄŸunu savunan, Kürdistan’ın bağımsız ve bileÅŸik devlet yapısını amaç edinen BeÅŸ Parçacı Grubu kendisine rakip gördüÄŸünden, BeÅŸ Parçacıların tüm yönetimini ajan ilân ederek, çoÄŸunu katletti.
     
    7) Abdullah Irmak: Rizgarî ve Komal’ın Kızıltepe’deki yöneticilerinden biriydi. Komal Yayınevi’nde otururken PKK’nın plânlı saldırısı ile karşı-karşıya kaldı. Ağır yaralandı. Ölümden kurtuldu.
     
    8) Zabit Kaplan: Åživan Hareketi’nin Diyarbakır Çermik Kazasının yöneticilerinden biriydi. PKK tarafından katledildi.
     
    9) PKK, KUK’u Kürdistan’da kendisi için engel gördüÄŸünden savaÅŸ açtı. PKK’nın bu saldırılarında, Abdulvahap Akman (Nusaybin), Mehmet Akagündüz (Suruç), Kerim HamidanoÄŸlu (Siverek), Sıdık Matzar (Derik), Abdulkadir Umur (Derik), Ziver Kaya (Nusaybin), Åžeyhmus Kaya (Nusaybin), Mahmut Zıngırtlı (Derik), Neytullah Özgen (Derik)Murat Yalçın (Ömerli), Bekir Öztürk (Kızıltepe), Cemil Onur (GercüÅŸ), Cemil Çakır (Nusaybin), Resul (Eruh), Abdurrahman Aslan (Nusaybin), Sadık Özen (Nusaybin), Mahmut Karahan (ÅžêxêreÅŸ), M. Selim Aslan (Kızıltepe), Ubeyit Sana (Lice Serdê), tespit edebildiÄŸim öldürülen kiÅŸilerdir.
     
    10- Ayrıca, Halkın –Yolu, Halkın Devrimcileri, İşçi Köylü Partisi, TİKKO, DEV-YOL, KurtuluÅŸ Hareketi üyeleri de hem PKK saldırısıyla karşıya kaldılar ve hem de öldürülenleri oldu.
    Özcesi, 12 Eylül DiktatörlüÄŸünden önce PKK’nın saldırmadığı Türk ve Kürd Devrimci, yurtsever örgütü yok.
     
    II- PKK’da İnfaz Edilen Kurucular, Merkez komitesi Üyeleri ve Üst Düzey Yöneticiler:
     
    1) Mehmet Turan: 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine baÄŸlı Fis köyünde PKK’in KuruluÅŸ Kongresi’ne katılan kadrolardan ve ilk oluÅŸum safhasında örgütün önde gelen eylem adamlarından biridir. 1979 yılında Abdullah Öcalan’ın emriyle ve ajan olduÄŸu gerekçesiyle Mardin’de öldürüldü.
     
    2) Murat Bayraklı: PKK, 1982 yılında gerçekleÅŸtirdiÄŸi 2.Kongresinden sonra örgüt içinde “temizlik” hareketi baÅŸlattı. Birçok PKK’lı militan sırtını Suriye devletine de dayamış olan Öcalan’ın emriyle örgüte ihanet ve karşı-devrime hizmet gerekçeleriyle ortadan kaldırıldı. Suriye kontrolünde olan Lübnan’daki eÄŸitim kampında olduÄŸu gibi Avrupa’da da birçok PKK’li için ölüm emri verildi. Murat Bayraklı 5 Haziran 1984 günü Batı Berlin’de bir çöp konteynırında yakılarak öldürüldü. Onun da “suçu” örgüte ihanetti (!)
     
    3) Süphi KarakuÅŸ (ÅžoreÅŸ): (1) Öcalan’ın emriyle Mahsum Korkmaz tarafından infaz edilir. (Abdullah Öcalan, “GerçeÄŸin Dili”, s.65-66)
     
    4) Zülfi Gök: 7 AÄŸustos 1984 yılında Almanya’nın Rüsselsheim ÅŸehrinde bir trafik ÅŸeridinde arabasının içerisinde beklerken kurÅŸunlanarak öldürüldü. PKK bu cinayete sahip çıkarak; “PKK’ye muhalif gruplarla (Enver Ata) iÅŸbirliÄŸi yaptığı için Abdullah Öcalan’ın emriyle görevlendirilen PKK’nin Avrupa’daki İnfaz Timleri’nce infaz edildi” diye açıklama yaptı.
     
    5) Enver Ata: 20 Haziran 1984’de İsveç’in Uppsala ÅŸehrinde infaz edildi
     
    6) İzzettin Evcil: 1977-79 yılları arasında Örgütün Batman sorumluluÄŸunu yapmıştı. 1982-84 yılları arasında ise, PKK’nin Botan Bölge Sorumlusu olarak görev yaptı. 1984 sonlarında ”PKK içerisinde muhalif çizgi oluÅŸturmak, önderliÄŸe baÅŸkaldırmak, silahlı propaganda yönetmenliÄŸine ve örgüt talimatlarına uymamak” suçundan Öcalan’ın emriyle infaz edildi.
     
    7) Çetin Güngör (Semir): PKK merkez Komitesi Üyesi ve Öcalan’a muhalefet yaptığı için 2 Kasım 1985 günü İsveç’in BaÅŸkenti Stockholm’da yüzlerce Kürdün gözleri önünde infaz edildi ve katili olay yerinde yakalandı. Katil Öcalan’ın verdiÄŸi görevi yerine getirmiÅŸ olmaktan mutlu olduÄŸunu mahkemede açıkladı.
    Çetin Güngör; 18 Mart 1984 tarihli açıklamasında, ”artık PKK’li deÄŸilim” PKK’nin uygulamış olduÄŸu silahlı mücadelenin ve Kürd gruplarına karşı izlemiÅŸ olduÄŸu davranışların yanlış ve çıkmaz yol olduÄŸunu söylüyordu.
     
    8) Abdullah Kumral: 1979 yılından 1980 yılının ortalarına kadar, PKK’nin Gaziantep İl Sekreteri olan, 1980 sonrasında ise, Åžanlıurfa Bölge SekreterliÄŸine getirilen, PKK Merkez Komitesi Üyesi olan Kumral, Apo’nun izlemiÅŸ olduÄŸu politikalara karşı çıktığından dolayı, önce göz hapsine alınmış, hapis edildiÄŸi evden kaçmayı baÅŸarmış, ama daha sonra Suriye istihbaratı tarafından yakalanarak tekrar PKK’ye teslim (!) edilmiÅŸ. Öcalan’ın hamiliÄŸini üslenen Suriye istihbaratı tarafından yakalanarak, PKK’ye teslim edildikten sonra, Abdullah Öcalan’ın emriyle cellatları tarafından kulaklarına tüfek harbisi sokulmak suretiyle Bekaa’da öldürülmüÅŸ.
     
    9) Resul Altınok: 1980’lerin başında PKK Merkez Komitesi Üyesi olan Altınok; Öcalan’a karşı muhalefet yaptığı gerekçesiyle infaz kararı alındı. PKK’nin önden gelen isimlerinden Öcalan’ın iki infaz eri Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun Resul Altınok’u PKK kampında önce kendisine bir çukur kazdırıp daha sonra kafasına kurÅŸun sıkarak infaz ettiler. (daha geniÅŸ bilgi için: Hasan Yıldız, ”Muhatapsız SavaÅŸ Muhatapsız Barış” s.146-150)
     
    10) Lamia Baksi ve 67 militan 1987’de infaz edildiler
     
    11) Dilaver Yıldırım: Apocuların ilk oluÅŸum dönemlerinden beri PKK’ye dönüÅŸen çizginin içerisinde yer almıştır. 1977 yılı baÅŸlarında Kemal Pir’in Sinop Ulubey Hapishanesinden kaçırılışında yer alarak, ilk eylemini gerçekleÅŸtirmiÅŸti. Örgütün en güvendiÄŸi isimlerden biri olan Yıldırım Ankara’da örgüte silah ve malzeme almak için gerekli olan parayı bulabilmek amacıyla Güven Hastanesi soygununa katılmış ve bu soygun olayından sonra yakalanarak 12 Eylül dönemini cezaevinde geçirmiÅŸti. Suriye’de rehin olan Öcalan 1987 yılının sonlarına doÄŸru Dilaver’i ziyaret etmek için Bulgaristan’a gider ve görüÅŸür. Öcalan’ın talimatıyla Bekaa kampına getirtilen Yıldırım, bir sürü uygulamadan sonra bir gece nöbetinde intihar (!) ettiÄŸi söylenir. (Daha geniÅŸ bilgi için: Hüseyin Yıldırm ve Kesire Öcalan’ın 29 sayfalık broÅŸür ”Dilaver Yıldırım Olayı” Milliyet, 31 Mart 1993- Selim Çürükkaya ”Aponun Ayetleri” s.40-41- Mümtaz Kotan ” Yenilginin İzdüÅŸümleri” s.120-121)
     
    12) Av. Mahmut Bilgili: 12 Eylül 1980 sonrası Av. Åžerafettin Kaya’nın öncülük ettiÄŸi ”Avukatlık Bürosu” yazıhanesinde iÅŸe baÅŸlamıştır. Bu avukatlık bürosu baÅŸta PKK olmak üzere birçok Kürd örgütünün davalarına bakıyordu. Mahmut Bilgili de PKK davasına girenlerden biriydi. Bu davalardan dolayı PKK taraftarı olmaktan tutuklanarak beÅŸ yıl Diyarbakır zindanında yattı. Tahliye olduktan sonra Avrupa’ya çıkan Mahmut Bilgili, Avrupa’daki PKK temsilciliÄŸinin almış olduÄŸu infaz kararıyla 1987 yılının Mart ayının başında Hollanda’da yemek masasında boÄŸdurulup, cesedi satırla parçalanıp kanalizasyona atıldı. Cesedi 26 Mart’ta Twente kanalında bulundu. O da örgüte göre ”ihanet etmiÅŸti”. Yani, devletin Diyarbakır Zindanı’nda yapamadığını PKK’ye havale etmiÅŸti. YurtseverliÄŸinin bedelini Bilgili de diÄŸer soydaÅŸları gibi ödedi.
     
    13) Mehmet Tunç: bir dönem Avrupa’daki PKK yapılanmasında yer alan Mehmet Tunç lideri Öcalan tarafından çaÄŸrıldığı Lübnan’daki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde gerilla eÄŸitimi yapar. Burada eÄŸitim yaparken Paris’te tanıştığı yine kendisi gibi PKK’li olan Ali Toprak’ın kız kardeÅŸi olan Hevi (Åžafak)’a aşık olmuÅŸtur. Sevgilisi Åžafak, sevgilisi Mehmet Tunç’u ziyaret etmek üzere Lübnan’daki örgüt kampına gelir. İkisinin arasındaki bu duygusal iliÅŸki lideri Öcalan’ın ve örgüt mensuplarının tepkisini çeker. Mahmut Tunç bu duygusal iliÅŸkiden dolayı Öcalan’ın yasalarını çiÄŸnemiÅŸtir. İnfazına karar verilir ve sevgilisi de dahil orada bulunanların gözü önünde kurÅŸuna dizilir. Bu vahÅŸet videoya da çekilir ve her tarafa yollanır. Bu vahÅŸeti belgeleyen videokaseti, Almanya’nın Düseldorf mahkemesinin dosyalarında bulunmaktadır.
     
    14) Mustafa Ömürcan ve dört arkadaşının infazı: Mustafa Ömürcan, PKK’nin 1980 öncesi kadrolarındandır. “Örgüt talimatlarına karşı gelmek ve önderliÄŸe baÅŸ kaldırmak” suçlarından dört arkadaşı ile birlikte, Halil Kaya tarafından infaz edilirler. ”Kör Cemal” kod adlı Halil Kaya da Öcalan sisteminin bir gereÄŸi olarak, bir yıl sonra Öcalan’ın emriyle infaz edilir. Arkada canlı tanık bırakmak, PKK ve Öcalan’ın metodu deÄŸildir.
     
    15) Åžahin Baliç: 1980’lerin başında henüz liseden yeni mezun olmuÅŸken, PKK’ye katılan Metin kod adlı Åžahin Bilgiç, Mardin bölgesinde birçok eyleme katılmış, eylemlerdeki kararlılığı Öcalan’ın dikkatini çekmiÅŸti. 1986 yılında bizzat Öcalan’ın talimatıyla PKK-MK üyeliÄŸine, daha sonra da ARGK (Askeri Konsey) üyeliÄŸine getirilmiÅŸ.1988 yılında girdiÄŸi bir çatışmada yaralanan Baliç, Aponun özel çabalarıyla Suriye’ye getirilir. Bir dönem tedavi gördükten sonra Aponun Åžam’daki evine yerleÅŸir ve lideriyle çok içli dışlı olan militanlardan biri olur. Apo’nun yakın adamlarından biri olan, Öcalan’ın ayak iÅŸlerine bakan hemÅŸerisi Hasan Bindal’ın 25 Ocak 1990 tarihinde bir kaza kurÅŸunu sonucu ölmesiyle, bu ölüm olayından dolayı Öcalan tarafından hakkında idam fermanı hazırlanır ve Apo’nun talimatıyla PKK’nin infaz timi, kaza kurÅŸunuyla ölen Hasan Bindal’ın ölümünden Akademi Komutanı olarak Bekaa’da görev yapan Åžahin Baliç’i sorumlu tutar ve infaz eder.
     
    16) Åžahin Dönmez: PKK’nin kurucularından ve ilk Merkez Komitesi Üyelerinden Åžahin Dönmez, 1979 yılında yakalanır, çözülür ve bildiÄŸi tüm arkadaÅŸlarını ele verir. 3 Nisan 1990 yılında İstanbul’da infaz edilir. Åžahin Dönmez, yakalanmadan önce Apo’nun göz bebeklerinden biridir.
     
    17) Mustafa Çimen: Mahsum Korkmaz’ın başını çektiÄŸi ”14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı”nın bir üyesi ve Mahsum Korkmaz’ın hem siyasi hem de askeri yardımcısıydı. 15 AÄŸustos 1984 yılında yapılan Eruh baskınında yer aldı. Mustafa Çimen, Eruh ilçe merkezine asılan ”Kahrolsun FaÅŸist Türk SömürgeciliÄŸi! YaÅŸasın HRK!”, ”Halk DüÅŸmanı canilerden hesap Sorulacaktır! YaÅŸasın HRK!” yazılı pankartları hazırlayan ve asan militanlardan biri. Mustafa Çimen 1985’de yakalanınca itirafçı olur. Urfa Hilvan doÄŸumlu ve PKK içerisindeyken (2) ”Tevfik” kod adıyla tanınan Mustafa Çimen, 1990’ların başında cezaevinden çıktıktan sonra PKK infaz timleri tarafından öldürülür.
     
    18) Osman Tim: 1992 yılının Aralık ayında PKK’nin cezaevi temsilcisiyken ”polisle iÅŸbirliÄŸi” yaptığı gerekçesiyle BayrampaÅŸa Cezaevi’nde boÄŸularak öldürülür.. Osman Tim’in boÄŸularak öldürülmesine gösterilen gerekçe, ”hiçbir tokat bile yemeden arkadaÅŸlarını ihbar ettiÄŸi” gösterilir. (Yalçın Küçük’ün Apo ile yaptığı ve adına, ”Kürd Bahçesinde SöyleÅŸi” s.270)
     
    19) Mehmet Çimen: Avrupa örgütünün koordinatör yardımcısı olarak görev yaptı. On yıl cezaevi yattı. 1992 yılının ortalarında Avrupa’ya geldi. Öcalan’ın kadın sorunuyla ilgili koyduÄŸu yasaları çiÄŸnedi. Sorgulandı ve 1993’te ”buharlaÅŸtırılarak” yok edildi.( geniÅŸ bilgi için: Selim Çürükkaya ”Aponun Ayetleri”s.194-197)
     
    20) Yıldırım Merkit: 27 Kasım 1978 yılında yapılan Fis toplantısında PKK’nin Dersim ve Erzincan bölge sorumlusu olarak atanır. Ama Apo ile ayrılığa düÅŸer ve Apo’nun talimatlarına uymaz. Yıldırım Merkit 1994 yılında Romanya’da öldürülür. Keza, babası da PKK tarafından öldürülür. Kendisi gibi PKK’li olan bacısı Cemile Merkit (Seher) hakkında ölüm kararı çıkartılır. O Avrupa’ya kaçarak canını kurtarır.
     
    21) Mehmet Åžener: 1 Kasım 1991 yılında Suriye’nin Kamışlı ilçesinde Suriye istihbaratının da katkısıyla infaz edildi. Kamışlı istihbarat sorumlusu Akid Ömer ile Ebu Adnan yanlarında iki PKK’li olduÄŸu halde, Mehmet Cahit Åžener’in kaldığı eve giderek öldürürler. (Jitem’ci Ersever, Derin Sol, 2.cilt, s.1260) 1 Kasım 1991 günü Åžener’in yanında bulunan Fatma Temel (Dilan) adlı bayan da kurÅŸunlara hedef olmur ve olay yerinde yaÅŸamını yitirir.. KuÅŸkusuz cinayetler Åžener’le sınırlı kalmadı. Åžener’in saÄŸ kolu olarak bilinen Mustafa Pusa (Åžiyar) ise 7 Kasım 1991’de İstanbul Küçük Ayasofya’da infaz edilir. EÅŸi AyÅŸe Pusa da Bekaa vadisindeki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde öldürülür.
     
    22) Sîpan Rojhilat: 5 Ekim günü öÄŸlen saatlerinde, Güney Kürdistan’da Maxmur kampı yakınlarında, Kongre Gel mensuplarınca kaçırılan PWD üyesi Sipan Rojhilat’ın (Åžapur BadoÅŸiva) 7 Ekim günü infaz edilir.
     
    23) Kemal Åžahin: 7 Åžubat 2005 tarihinde PKK timlerince infaz edilir ve katilleri Güney Kürdistan Bölge Yönetimi güvenlik güçleri tarafından yakalanır.
     
    24) Hikmet Fidan: Öcalan Kenya’dan getirilirken dediÄŸi “Türkiye’nin hizmetindeyim” sözü örgüt tarihindeki ilk ciddi kırılmaydı. İkinci kırılmayı İmralı’dan gelen “AteÅŸkese son verin” talimatıyla yaÅŸayan PKK, üçüncü ve en büyük kırılmayı muhalif kanadın temsilcilerinden Hikmet Fidan’ın öldürülmesiyle yaÅŸadı. Diyarbakır’ın BaÄŸlar semtinin dar sokaklarında 6 Temmuz 2005 sabahı, susturucu takılı tabancadan ensesine sıkılan tek kurÅŸunla öldürüldü. Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Eski Genel BaÅŸkan Yardımcısıdır. Cinayet, ertesi gün gazete sayfalarında kendine küçük bir yer bulabildi. Her ne kadar haber bu ÅŸekilde yer alsa da etkisi sonradan büyük oldu.
     
    25) Kanî Yılmaz: Güney Kürdistan’da araçlarına yerleÅŸtirilmiÅŸ bir bombanın patlaması sonucunda, PWD- K Koordinasyon Kurulu üyesi Faysal Dumlayıcı ( Kani Yılmaz ) ve aynı örgüt üyelerinden Serdar Kaya ( Sabri Tori ) 12 Temmuz 2005 günü PKK timlerince infaz edildiler.
     
    III- 12 Eylül sonrasında PKK infazları…
     
    1) Bingöllü Dawud(Resul Altıok): PKK’nın kurucusu ve Merkez Komite üyesi. 12 Eylül’den sonra Öcalan’a yaptığı muhalefetten dolayı gözaltına alındı. Suriye Kürdistan’ın Efrin ve Suriye’nin Halep ÅŸehrinde tutuklu olduÄŸu zaman, yanından kaçan nöbetçinin bize haber vermesiyle durumu anlaşıldı. O zaman, Ala Rizgarî, PêÅŸeng (Åživancı Hareket), KUK, TêkoÅŸîn, Özgürlük Yolu bir güç birliÄŸi çalışması içindeydik. PKK de, DEV-YOL, Mihri Belli, Teslim Töre ile FaÅŸizme Karşı BirleÅŸik Cephe içindeydi. Durum cephe yönetimine iletildi. Sorunun çözüleceÄŸi belirtilmesine raÄŸmen, daha sonra Güney Kürdistan’da yapılan iÅŸkencelerle katledildi.
     
    2) Dersimli Semir (Çetin Güngör): 12 Eylül sonrasında, PKK’ya karşı en sistemli, en ilkeli muhalefet yapan grubun liderleri arasındaydı. Öcalan’ın en çok korktuÄŸu muhalefet lideriydi. O da Stockholm’da 1000 kiÅŸinin katıldığı Åživanci Hareket PêÅŸeng’in kuruluÅŸ toplantısında intihar eylemi sonucu katledildi.
     
    3) Batmanlı Enver Ata: PKK’nın hapishaneden kaçan Batmanlı kadrolarından biriydi. İsveç’in Uppsala ÅŸehrinde kalıyor ve tedavi görüyordu. Uppsala ÅŸehrinin merkezinde ensesine sıkılan tek kurÅŸunla katledildi.
     
    Katleden kiÅŸi yakalandı, halk adına Enver Ata’yı cezalandırdığına dair mahkemede açıklama yaptı.
     
    4) Necla Baksi: Kürd Yazar Mahmut Baksi ve Lütfi Baksi’nin (KADEP Kurucusu ve Meclis Üyesi) bacısı ve İsveç’te doktorluÄŸu bitirmiÅŸ yetenekli bir Kürd kızı. Küçük burjuva deÄŸer yargılarından ve alışkanlıklarından vazgeçmediÄŸi için katledildi. Necla ile aynı gerekçe ile 67 militanın da katledildiÄŸi PKK’nın Serxwebûn gazetesinde açıklandı.
     
    5) Eyüp Kemal Atsız: Åživancı Hareketi (DDKD) taraftarı, Danimarka’da katledildi.
     
    6) Mustafa Tangüner: Åživan Hareketi (DDKD) taraftarı, Danimarka’da katledildi.
     
    7) ViranÅŸehirli Emin: Rizgarî’nin Hollanda’ya iltica eden ViranÅŸehirli taraftarlarından biriydi. PKK’ya muhalefet eden Merkez Komitesi üyesi Çetin Güngör’e (Semir’e) yardım ettiÄŸi, evinde barındırdığı için Hollanda’nın Amsterdam ÅŸehrinde katledildi.
     
    8) Avukat Mahmut Bilgili: Dersimli ve PKK taraftarı. Hollanda’da ilticacıydı. PKK’ya muhalefet ettiÄŸinden dolayı Amsterdam’da öldürüldü. ÖldürüldüÄŸü zaman da, parça-parça haline getirilip çuvala konup, Amsterdam su kanallarına bırakıldı.
     
    9) Ramazan Adı Güzel: Özgürlük Yolu taraftarı. Fransa’da katledildi.
     
    10) Ali Aka Gündüz: Özgürlük Yolu taraftarı, Almanya’da katledildi.

    (Kaynak: Bangaheq)


    Kaynak :
    Anahtar Kelimeler : Hizbullah
    PAYLAÅž
    Bu Habere Oy Verin
    Bu Haber Henüz Oylanmamış

    Video galeri

    Tüm Videolar

    Benzer Haberler

    Yazarlar
    Video Galeri
  • KoÅŸuyolu Failleri Gizleniyormu
    Koşuyolu davası sanıklarından kamuoyuna açıklama geldi.
  • Sayın Hayrunnisa Hanım “içiniz
    Marmara İnsani Hak ve Özgürlükler Platformu İstanbul`da yaptığı kitlesel basın açıklamasıy
  • Mustazaf-Der`in Kapatılması İzm
    Mustazaflarla Dayanışma Derneği`nin (Mustazaf-Der) Yargıtay`ın aldığı karar sonucu kapatıl
  • `Mustazaf-Der`in Niçin Kapatıld
    Van Peygamber Sevdalıları Platformunun düzenlediği ve adeta mitinge havasında geçen basın
  • KoÅŸuyolu Failleri Gizleniyormu
    Koşuyolu davası sanıklarından kamuoyuna açıklama geldi.
  • Mustazaf-Der`in Kapatılması İzm
    Mustazaflarla Dayanışma Derneği`nin (Mustazaf-Der) Yargıtay`ın aldığı karar sonucu kapatıl
  • Bizi sosyal aÄŸlardan takip edin
    Yerel haberler
  • Haberler
  • Teknoloji
  • Gündem
  • Yerel haberler
  • Haberler
  • Teknoloji
  • Gündem
  • Yerel haberler
  • Haberler
  • Teknoloji
  • Gündem
  • Yerel haberler
  • Haberler
  • Teknoloji
  • Gündem
  • Yerel haberler
  • Haberler
  • Teknoloji
  • Gündem
  • Yerel haberler
  • Haberler
  • Teknoloji
  • Gündem
  • AkÅŸam
  • Birgün
  • Bugün
  • Cumhuriyet
  • Dünya
  • Fanatik
  • Fotomaç
  • GüneÅŸ
  • Habertürk
  • Milli Gazete
  • Milliyet
  • Posta
  • Radikal
  • Sabah
  • Sözcü