Doç. Dr. Osman Can... AK Parti kapatma davasının raportörü olarak gündemimize girdi. Öyle zehir zemberek bir rapor koydu ki ortaya parti kapatılmadı, kapatılamadı. Kimi “Cemaatin adamı” dedi, kimi “AK Parti'den bakanlık sözü aldı” buyurdu. O ise karşılaÅŸtığı onca çarpıklığa raÄŸmen hukukun üstünlüÄŸüne inandı ve inanmaya devam ediyor. Bir taraftan sivil anayasa için çalışmalar yapıyor, kitaplar yazıyor, bir taraftan Marmara Üniversitesi'nde ders veriyor, bir taraftan da ihtiyacı olana iÅŸadamından siyasetçisine, medya mensubundan sokaktaki vatandaÅŸa “Niye yeni bir Anayasa'ya ihtiyacımız var?” sorusunun cevabını anlatıyor. Yargının bağımsızlığını yine ve yeniden konuÅŸtuÄŸumuz, “Acaba kimin vesayetinde, kimin arka bahçesi?” sorularına karşılıklı cevaplar yetiÅŸtirdiÄŸimiz bugünlerde onun açıklamaları çok önemli. Osman Can'ın anlattıklarını okuyunca dehÅŸete düÅŸmemek mümkün deÄŸil. Bir zihniyetin, milletin iyiliÄŸi için darbe hayali kuran hastalıklı bakış açısının, devletin en bağımsız, en güvenilir olması gereken kurumunu, Anayasa Mahkemesi'ni nasıl yönlendirdiÄŸini, bu uÄŸurda resmi belgelerin içeriÄŸinde tahrifat yapmaktan bile çekinmediÄŸini göreceksiniz. Üzerinde daha çok konuÅŸacağız, ama önce söz OSMAN CAN'da...
- Önce ÅŸunu merak ediyorum, sizin gibi düÅŸünen birini nasıl oldu da Anayasa Mahkemesi'ne raportör olarak aldılar?
Anayasa Mahkemesine geldiÄŸim dönem Avrupa BirliÄŸi, küreselleÅŸme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vs. bunların çok hit olduÄŸu dönemler. Böyle olduÄŸu için de Anayasa Mahkemesi'nde en azından raportörler nezdinde bazı muhaliflerin bulunmasına da ihtiyaç duyuluyordu diye düÅŸünüyorum. Anayasa Mahkemesi'nin Antalya'daki sempozyumuna davetliydim, tebliÄŸ sunacaktım. MesleÄŸimin daha başındayım. Almanya'dan yeni dönmüÅŸ ve Erzincan Hukuk Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak baÅŸlamışım. Ve burada Türkiye'nin anayasa konusunda konuÅŸacak en yetkin insanları, anayasa hukukçuları, Anayasa Mahkemesi üyeleri var. Benden önceki oturumda özgürlük karşıtı yorumlar alkışlanınca ikilemde kaldım. Ben ÅŸimdi kalksam bunlarla çatışsam, kariyerim bitecek. Bir daha da bir yerde bir ÅŸey tutturamam. Ama kendi doÄŸrularımı söylemezsem de kendime olan saygımı kaybederim. Uzun uzun düÅŸündüm. Benjamin Franklin'in bir sözüyle baÅŸladım konuÅŸmaya; “Güvenlik saÄŸlamak için özgürlüÄŸünden feragat eden her ikisini de kaybeder.” KonuÅŸmada tezlerimi olduÄŸu gibi sundum ve “Bu anayasa deÄŸiÅŸiklikleri yetersizdir, bu anayasa deÄŸiÅŸiklikleri ilerleme falan deÄŸildir, sadece bir anomaliyi ortadan kaldırdı. DemokratikleÅŸme için bunun ötesine geçmek lazım.” dedim. Anayasa Mahkemesini de yoÄŸun bir ÅŸekilde eleÅŸtirdim. Anayasanın faÅŸizan içerikli bir baÅŸlangıç kısmı vardır. Ona dayanarak karar veriyor. Parti kapatmaları ona dayandırıyor, bütün kritik kararları ona dayandırıyorlar. Bunu da eleÅŸtirdim. Bu nasıl Mahkeme diye düÅŸünüp Erzincan'a döndüm, ancak sonra Mahkeme BaÅŸkanı aradı ve davet etti. AB süreci var, konjonktür muhalif isimleri istiyordu.
- AKP'ye yakın isimler mi etkili oldu?
Tam tersine… Benim oraya girmemi saÄŸlayanlar AKP'ye yakın olan insanlar deÄŸil. Mustafa Bumin, Tülay TuÄŸcu gibi birlikte çalışacağım iki çok deÄŸerli BaÅŸkan ve sair üyeler... O zaman 16 raportör vardı, baÅŸladım çalışmaya. EleÅŸtirel olduÄŸumu herkes biliyor. Yalnız bu eleÅŸtirellik bilimsel bir eleÅŸtirellik oldu. Yargıda partizanlığa hiç hazzetmedim.
- Verilen ilk önemli dava? DEHAP?
Evet. 2003 yılında DEHAP davası geldi. 2002 seçimlerinde örgütlenmeyi yeteri kadar gerçekleÅŸtirmediÄŸi halde örgütlenmiÅŸ gibi yaparak seçimlere girdiÄŸi iddiasıyla hakkında kapatma davası açılmıştı. Sonradan bir ek iddianame de geldi, bölücülük nedeniyle. Anayasa hukukçusu olmam, politik davalar ve düÅŸünce özgürlüÄŸü konusunda çalışmışlığım sebebiyle Anayasa Mahkemesi BaÅŸkanı Mustafa Bumin bunu bana havale etti. Daha önce Fazilet Partisi davasına bakan Mehmet Turhan, dosyayı görünce “Bu dava beni emekli eder” demiÅŸti. Ben de “Galiba beni emekli edecek olan dava da budur” dedim. Hakikaten de öyle oldu. Çünkü ben 2010'da ayrılana kadar o dava hala sonuçlanmamıştı. Parti kendini feshetmesine raÄŸmen yasa gereÄŸi dava devam etti. İlgili madde daha sonra iptal edildi ve dava
düÅŸtü.
- DEHAP davasına Anayasa Mahkemesindeki bakış nasıldı?
Daha önceki tutumlar, kararlar belli, kapatılacaktı zaten... Ben 2005'te DEHAP'la ilgili ilk raporumu verdim.Ve bu rapor, parti kapatmalara çok yeni bir perspektif getirdi. Yani parti kapatma davalarında o zamana kadar teknik hukuk incelemesi yapılırdı.
Siyasi partiler kanunu ve Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki içtihatları da bu ÅŸekilde... AÅŸağı yukarı bütün parti kapatma davalarında “kapatılsın” kararı çıkardı. İlk defa Mehmet Turhan “Fazilet Partisi kapatılmasın” diye bir görüÅŸ verdi. Ve bu onun emekliliÄŸine neden oldu.
- Peki sizin DEHAP görüÅŸünüz neydi?
“Kapatılmasın”dı. Raporum öyleydi ve bu rapor nedeniyle eleÅŸtirilere maruz kaldım. O eleÅŸtirileri zaten bekliyordum. Ve o dönemim koÅŸulları içerisinde Anayasa mahkemesinde kim olursa olsun o raporu eleÅŸtirirdi. Çünkü egemen düÅŸünce öyleydi.
- Ne gibi eleÅŸtiriler?
ÖrneÄŸin benim IÄŸdırlı olmam, böyle bir raporun hazırlanmasında etkili olmuÅŸ olabilir mi diye düÅŸünüldü. Çok fazla önemsemedim. Çünkü ne yazdığımı gayet iyi bilen bir insanım. Orada bir bilimsel tez ortaya konuluyor bunu çürütmeleri gerekiyor.
- “Kapatılmamalıdır” görüÅŸünü neye dayandırdınız?
Siyasi partilerin toplumsal öÄŸeler olmasından hareketle bir deÄŸerlendirme yaptım. Çatışma teorilerine girdim ve çatışma teorilerinde her bir toplumsal yapıda iki farklı refleksin ortaya çıkacağını tespit ettim. Bu tezler üzerine kitap yazdım. Her ikisi de politik refleksti, ama bu politik refleks kendini ifade edebilecek alanlar bulduÄŸu zaman siyasete dönüÅŸür, ifade edemediÄŸi zaman da teröre dönüÅŸür. Ve hem terör hem de siyaset, ikisi de o problemin bulunduÄŸu toplumsal tabanın üreteceÄŸi reflekstir. Siz siyaseti kapattığınız an ÅŸiddetin önünü açarsınız. Türkiye'de terörün ön plana çıkmasının nedeni önemli ölçüde devletin bu konuda uygulayacağı politikalardır.
- O zaman terörle siyaset aynı tabandan beslenmiyor mu?
Evet, aynı toplumsal tabanda terör örgütüne karşı çıkmak suretiyle siyaset yapabilme imkanı var mıdır? Çok güçtür, doÄŸasına aykırıdır. Devlet ve örgüt arasında kalınır. Üstelik ülkemizde devletin demokrasiyi koruma adıyla parti kapatması da problemlidir. Çünkü devlet de demokratik deÄŸil hani... Kısaca bu davalara yalnızca teknik hukuk bilgisiyle deÄŸil, sosyoloji ve siyaset bilimi bilgisiyle de bakmak gerekiyor. Bu tezi kurdum. Siyasi partiler, yerel yönetimler vs. bütün bunların hepsi aynı zamanda devletin o toplumsal tabanla iletiÅŸim kurma kanallarıdır. Bunları ortadan kaldırdığımızda hangi amacı savunduÄŸumuzu düÅŸünüyorsak, asıl o amaca zarar vermiÅŸ oluruz. Parti kapatmaların böyle bir tehlikesi vardır. Ardından demokrasi ilkesinden hareket ederek bu siyasi partinin kapatılmasının mümkün olmadığını kendilerine söyledim.
-DEHAP'ı feshedip DTP ile devam etmeselerdi partileri kapatılır mıydı?
Karar daha çabuk alınabilirdi, kapatılırdı. Davanın görüldüÄŸü sırada, DEHAPlılar Anayasa Mahkemesi'nin önünde bir açıklama yaptılar, “Niye dava bu kadar uzun sürüyor, biz siyaset yapmak istiyoruz. Ya kapatın ya reddedin ama bir an evvel kararınızı verin.” diye. İşte bu, Anayasa Mahkemesi'nin DEHAP dosyasını ötelemesine neden oldu. Tahminim “Bunlar acele karar için zorluyorsa, biz de tersine acele etmeyelim, kalsın” diye bir eÄŸilim ortaya çıktı ve sürekli ertelendi. Görülmedi o dosya bir türlü.
- Bu da baÅŸka bir tür kapatma gibi...
Elbette. Anayasa Mahkemesi BaÅŸkanı gündemi belirler. BaÅŸkan o eyleme kızdığını hatırlıyorum. Muhtemelen Mahkemedeki huzursuzluk “Bize böyle bir ÅŸey dayatamazlar” tutumunu egemen kıldı.
- Sizin raporunuza rağmen o parti kapatılacaktı yani?
O partiyi kapatırlardı. Çünkü ÅŸöyle bir ÅŸey var; 2005'ten sonra Türkiye bir Anayasal krize doÄŸru gidiyordu. Bunun mahkemede de yansıma bulacağını ve sertleÅŸme yaÅŸanacağını söylemek yanlış olmazdı. Dava sürüncemede kaldı. Mahkeme yedi sene sonra, kendini feshetmiÅŸ de olsa davanın devam edeceÄŸini söyleyen kanun maddesini iptal etti ve “bu davanın görülmesi mümkün deÄŸildir. Bu
davayı bitiriyoruz.” dedi. Süreç kapanmış oldu.
- Bir vatandaÅŸ olarak bilerek, isteyerek, yedi yıl bir davayı açık tutmayı anlayamıyorum. Normal mi bu? Türkiye'nin normali bu, ama demokratik deÄŸil elbet. DEHAP davası gibi bir davanın Anayasa Mahkemesi'ne gelmesi durumunda normal bir ülkede, Anayasa Mahkemesi böyle bir davayı iki hafta içinde karara baÄŸlar ve “Böyle dava mı açılır.” diye tepki gösterip reddeder. Demokratik bir ülkede bir Anayasa Mahkemesi bunu yapar. Ama Türkiye'de siyasi partilerle Anayasa Mahkemesi arasındaki iliÅŸki çok hastalıklı olduÄŸu için ve Anayasa Mahkemesi siyasi partileri demokrasi ölçeÄŸine göre deÄŸil de ideoloji ölçeÄŸine göre deÄŸerlendirdiÄŸi için böyle. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi o partinin lehinde olabilecek ÅŸeyleri pek fazla deÄŸerlendirmezdi eskiden. İdeolojiye aykırı olması yeterliydi. Böyle olunca reddedilip kapatılması gereken bir dava 7 sene devam ettirilebildi.
- DTP davası geldiğinde?
Mahkemenin yapısını hesaba kattığımız için hepimiz kapatılacağını bekliyorduk. Zaten davanın raportörü de kapatılsın diye görüÅŸ bildirdi. DEHAP davasındaki tutumun belli olduÄŸu için DTP dosyasının bana verilmeyeceÄŸi açıktı.
- Bir raportör ne kadar etkilidir? Yani raporu sunar iÅŸi biter mi?
Raportörler raporlarıyla heyettedirler ve genellikle sadece sorulan sorulara cevap verirler. Ben çok söz alır ve tartışmaya doÄŸrudan katılırdım. Bu yüzden BaÅŸkanı birkaç defa kızdırdığım da oldu. Ama bilimsel ve metodolojik müdahaleler olduÄŸu için heyet hep olgunlukla karşılardı. 8 yıllık raportörlüÄŸümde baÅŸörtüsü deÄŸiÅŸikliÄŸi dışında tüm görüÅŸlerim kabul edildi ve mahkeme tarihi nitelikte içtihat deÄŸiÅŸikliÄŸine gitti. ÖzelleÅŸtirmeler konusu bunlardan biri. Yani raportöre göre çok etkili de olunabiliyor. Ancak rapora raÄŸmen
aksi yönde de kararlar alınabiliyor.
- Sonra 367 kararı, CumhurbaÅŸkanı tartışmaları…
Radikal 2'de bir makale yazmıştım ve konuyla ilgili rengimi belli etmiÅŸtim BaÅŸkan çok kızdı bana “sana verecektik dosyayı” diye…
- Sizin hakkınızda o dönem ne düÅŸünüyorlardı kurumda?
Kanaat ÅŸudur muhtemelen: “Kimsenin adamı deÄŸil, nevi ÅŸahsına münhasır” veya “Avrupa'da okumuÅŸ, Türkiye'nin kendine özgü ÅŸartlarını anlamıyor”... 367 ile ilgili tartışmalardan sonra eski güzel günler geçti. Statükonun devamından yana olanlar, yazılı Anayasayı bir kenara itmeye baÅŸlayınca, haliyle onlarla aynı merkezde durmam söz konusu olamazdı. Artık aileden deÄŸildim. Aileden falan deÄŸilse ne olacak? Mümkün olduÄŸunca davaların ona gelmemesi gerekir. Ya da onun ürettiÄŸi ne kadar argüman varsa ona karşı argüman üretilmesi lazım... Benim için “o ideolojimize, hakimiyetimize zarar veriyor” kanısı egemen olmaya baÅŸladı. Bu ÅŸekilde politik bir kamplaÅŸmaya ya da çatışmaya doÄŸru gitti Anayasa Mahkemesi. Ancak kurum içinde nezaket ve saygı iÅŸlemeye devam etti.
- Kurumda en ateÅŸli tartışmalar hangi dönemde yaÅŸandı?
AK Parti Kapatma Davası'nda...
- Gelelim o davaya… Anlamadığım nokta ÅŸu, madem sizin hakkınızda aileye zarar veriyor diye düÅŸünülüyor nasıl oldu da bu davayı size bıraktılar?
BaÅŸörtüsü ve AK Partiyle ilgili davalarda mahkemede raportör kadrosu itibariyle bir genel devlet ideolojisi ve algısına uygun olan, eski dönemden alınanlar vardır. Bir de daha sonra, zaman içerisinde gelen, siyasal tutum ve yaÅŸam tarzları itibariyle onlardan farklılaÅŸanlar, mütedeyyin, muhafazakar vs vardır. Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi BaÅŸkanı, üyelerin de üzerinde tarafsız olacağını düÅŸündükleri bir raportöre davayı vermek durumundaydı. Sanırım dava bu yüzden bana verildi.
- HaÅŸim Kılıç ile önceden tanışıyor muydunuz?
Mahkemede tanıştım, baÅŸlangıçta çok çatıştık. ÖrneÄŸin Tübitak'taki kadrolaÅŸma iddiasıyla baÄŸlantılı bir kanun deÄŸiÅŸikliÄŸi vardı. Bu kanun yürürlüÄŸünün durdurulmasını önerdiÄŸimde böyle bir tartışmamız olmuÅŸtu. Kadın-erkek eÅŸitliÄŸi veya sosyal haklar konusunda da ayrıştığımız durumlar oluyordu. Ancak HaÅŸim Kılıç'ın orada olması büyük bir ÅŸans oldu. Anayasa Mahkemesi için. Bazen görüÅŸlerimiz farklılaÅŸmış olsa dahi bu çok önemli. En özgürlükçü, en liberal sayılabilecek kararların önemli bir kısmının altında HaÅŸim Kılıç'ın imzası vardır.
- BaÅŸörtüsüyle ilgili Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi dosyasını Kılıç verdi size…
Evet. Burada artık bir kamplaÅŸma vardı ve kamplaÅŸmada dengeyi bulabilmek ve güven yaratabilmek çok zordur. Ve HaÅŸim Kılıç o zaman bana ÅŸunu söyledi: “Bu dosyanın altından sen kalkabilirsin. Çünkü duruÅŸun belli ve merkezde... 2007'de de Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi dosyasına baktın. Bu davada her tür soruya cevap verebilecek durumdasın. Bu yük senin omuzlarında, ne dersin?” Ben de “Siz bu ÅŸekilde takdir ettiyseniz, heyetin güveni varsa, ben bu yükümlülüÄŸün altından kalkarım, Anayasa ve uluslararası standartlar çerçevesinde raporumu hazırlarım” dedim. Ve aldım o davayı. Asıl kırılmalar da o davayla baÅŸladı.
- Ne gibi?
125 sayfalık raporda “Bu anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸini Anayasa Mahkemesi inceleyemez ve inceleyememesi de gerekir” dedim ve gerekçemi anlattım. İncelerse anayasayı ihlal eder. Anayasayı ihlal etmek demek anayasa dışına taÅŸmak demektir ve bu durumda Mahkemenin
hukuki meÅŸruiyeti biter. BaÅŸörtüsüne iliÅŸkin tek satır yoktur bu raporda. Çünkü iÅŸin esasını incelememiz Anayasa gereÄŸi yasaktı... İşte buna iliÅŸkin raporu hazırlarken o arada Ak Parti davası geldi. 2008'in Mart ayıydı, Ak Parti hakkında iddianame Anayasa Mahkemesi'ne ulaÅŸtı. İddianame de baÅŸörtüsü ve laiklik baÄŸlantılıydı. İkisi baÄŸlantılı olunca da bu dava bana verildi.
- AKP davasına kadar bir çok dava incelediniz. Daha önce hiç delilerle oynandığını gördünüz mü?
Rastlamadım. DEHAP dosyasında gördüÄŸüm geleneksel bir yapı vardı. Polis bir yeri basar, arama yapar. Ondan sonra bunlar ÅŸöyle terör örgütüne mensuptur ÅŸöyle yardım ve yataklık yapmıştır diye fezleke hazırlar. Sonra savcılık bunu alır olduÄŸu gibi iddianameye kopyalayıp yapıştırır. Bunun bir örneÄŸi de Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcılığına gider, sonuçta kapatma davası olarak önümüze gelirdi. Buna hukuki inceleme denmez. Bu kabul edilemez. DTP dosyasında da böyleydi. Bu savcılığın bir hukuki kontrol mercii olmaktan çıkmasının ifadesidir. Bunlar dışında baÅŸka esaslı bir soruna rastlamadım.
- Åžimdi gelelim AKP davasına… Nasıl bir atmosfer vardı Anayasa Mahkemesi'nde?
367'den sonra Türkiye ciddi bir kriz sürecine girdi ve bir savaÅŸ baÅŸladı. Devlete kimin egemen olacağına dair bir savaÅŸ mı dersiniz, ne derseniz deyin. Bu tabii her ÅŸeyi etkiledi ama 2005-2006'dan itibaren bütün bunların en yoÄŸun yaÅŸandığı yer Çankaya'dır. Bizim çalıştığımız ve oturduÄŸumuz mekanlar Çankaya'da. Ve siz orada nasıl sertleÅŸmelerin yaÅŸanmaya baÅŸladığını, hareketliliÄŸin ortaya
çıkmaya baÅŸladığını çok net olarak gözlemleyebiliyorsunuz. Çünkü bütün yüksek bürokratlar, yüksek hakimler, anayasa mahkemesi üyeleri, üst düzey subaylar, generaller falan orada oturur. Ciddi hareketlilik vardı o dönemlerde.
- Nasıl bir hareketlilik?
Derin devlet harekete geçiyor kısacası. Onu çok net görüyorsunuz.
- Biraz açar mısınız?
Yani yargıçlarla subaylar arasındaki iliÅŸkiler, sosyalleÅŸmeler, lokaller, mahkeme ziyaretleri vs. bunları net olarak görüyorsunuz.
- Subaylar daha çok mu gelip gidiyordu mesela?
Tabii ki subaylar da gelip gidiyordu ama zaten mekan olarak devlet lojmanları vardır orada. Siz oralarda onları çok net olarak görüyorsunuz. BulunduÄŸunuz yaÅŸadığınız mekanlar oralar. HareketliliÄŸi görüyorsunuz. Yılda sayısız resepsiyon olur, orada iletiÅŸimi rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz. Bir bakıma gazetelerin Ankara temsilcilerinin gördüklerini biraz da içeriden görme fırsatı diyelim buna... Tam o dönemde bütün bu hareketliliklerin sizin karşınıza davalar olarak gelmeye baÅŸladığını görüyorsunuz. 367 davasıyla baÅŸlıyor, CumhurbaÅŸkanlığı seçimine iliÅŸkin anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸiyle devam ediyor... ÖrneÄŸin 367 konusunda düÅŸüncelerin ortaya çıkmaya baÅŸladığı dönemlerde hemen otomatik olarak bazı kurumların harekete geçtiÄŸini, sempozyumlar ve toplantılar yapmaya baÅŸladığını görüyorsunuz. Nasıl bloke ederiz diye.
- Hissediyordunuz kapatma davasının geldiğini...
Çok net olarak hissediyorduk. BaÅŸörtüsü ile ilgili Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi yapılmasa dedim. Bir de ÅŸu var Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı vardır, rejim açısından önemli bir mekandır. Ve kimlerin Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcısı olarak atandığını, kimlerin örneÄŸin siyasi parti bürosunda çalıştığını ve nasıl bir kadrolaÅŸmanın yaÅŸandığını gördüÄŸünüzde zaten aÅŸağı yukarı renk bellidir ve bazı ÅŸeyler olacak demektir. Savcıların masalarında Perinçek'lerin veya Poyraz'ların kitaplarını görünce, anlıyorsunuz.
- Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcılığındaki siyasi parti bürosu ne iÅŸ yapar?
Yargıtay Cumhuriyet BaÅŸsavcılığında farklı bürolar vardır. Bunlardan bir tanesi de siyasi parti bürosudur. Ve Türkiye'de bir parti hariç tüm partiler hakkında orada dosya tutulur.
- Hangi parti o? CHP mi?
Evet CHP hariç bütün partiler hakkında dosya vardır. Ve sürekli olarak o dosyalara yeni bir ÅŸeyler eklenir. Ama CHP hakkında bir sayfa yok.
- Yani o dönem AKP için o büroda dosyalar çoÄŸalıyordu...
Tabii, siz bunu gazetelerde yüksek yargıç olan bazı figürlerin veya yüksek yargıda iyi baÄŸlantıları olanların yazdığı yazılardan da anlayabilirsiniz. Derin devlet harekete geçmiÅŸti. Resepsiyonlarda görüyorsunuz, sonra mesela adliye muhabirlerinin o resepsiyonlarda kümelenme biçimleri, kimlerin etrafını sardığından da bunu okuyabiliyorsunuz. Yargıtay ve Danıştay'da verilen bazı kararlardaki sertleÅŸmeyi görüyorsunuz.
habertürk
KoÅŸuyolu Failleri Gizleniyormu
Koşuyolu davası sanıklarından kamuoyuna açıklama geldi.
Sayın Hayrunnisa Hanım “içiniz
Marmara İnsani Hak ve Özgürlükler Platformu İstanbul`da yaptığı kitlesel basın açıklamasıy
Mustazaf-Der`in Kapatılması İzm
Mustazaflarla Dayanışma Derneği`nin (Mustazaf-Der) Yargıtay`ın aldığı karar sonucu kapatıl
`Mustazaf-Der`in Niçin Kapatıld
Van Peygamber Sevdalıları Platformunun düzenlediği ve adeta mitinge havasında geçen basın
KoÅŸuyolu Failleri Gizleniyormu
Koşuyolu davası sanıklarından kamuoyuna açıklama geldi.
Mustazaf-Der`in Kapatılması İzm
Mustazaflarla Dayanışma Derneği`nin (Mustazaf-Der) Yargıtay`ın aldığı karar sonucu kapatıl
