Bediüzzaman Hazretleri'nin Münazarat eserinde, özellikle de Kürdistan coğrafyasında yaşayan (Zira Münazarat Kürdle'in Reçetesİ'dir) ve kudsi islam davetini omuzlayan onurlu neferler için müthiş tesbitler var. İşte, kesinlikle tefekkürle okunması gereken Kur'an'dan ve peygamber ahlakından süzülmüş o tesbitler.
Fena Adama “Fena, Dinsiz” Demenin Sonuçları
“Onların bir kısmı sizin gibi tahkiksiz, taklit ile İslâmiyetin zevâhirini (zahiri) bilirler. Taklit ise, teÅŸkikât (ÅŸek ve ÅŸüpheler) ile yırtılır. O halde bazılarına -bâhusus dinde sathî, felsefe ile mütevaggıl (derinden meÅŸgul) olursa- dinsiz dediÄŸiniz vakit, ihtimal ki tereddüde düÅŸüp, mesleÄŸi İslâmiyetten hariçmiÅŸ gibi vesveselerle "Herçi-bâd-âbâd" (artık ne olduysa oldu) diyerek, meyûsâne (ümitsizcesine), belki muannidâne (inatla) İslâmiyete münâfi (zıt) harekâta baÅŸlar. İşte, ey bî-insaflar! (insafsızlar) Gördünüz, nasıl bazı biçarelerin dalâletine sebep oluyorsunuz. Fena adama iyisin, iyisin denilse iyileÅŸmesi ve iyi adama fenasın denildikçe fenalaÅŸması çok vuku bulmuÅŸtur.
Sual: Neden?
Faraza, bazılarının altında büyük fenalıkları varsa da, hücum edilmemek gerektir. Zîra, çok fenalık vardır ki, iyilik perdesi altında kaldıkça ve perde yırtılmadıkça ve ondan tegafül edildikçe (bahsedilmedikçe) mahdut (sınırlı) ve mahsur kaldığı gibi, sahibi de perde-i hicap ve haya altında kendisinin ıslahına çalışır. Lakin, vakta ki perde yırtılsa, haya atılır; hücum gösterilse, fenalık, fena tevessü eder (aşırı derecede yayılır).” (Munazarat)
İslam’ı Karartmaya ve Daraltmaya Kimsenin Hakkı Yoktur!
“Hakikaten, bence, bir Müslüman neslinden gelen bir adamın akıl ve fikri İslâmiyetten tecerrüt etse bile, fıtratı ve vicdanı hiçbir vakit İslâmiyetten vazgeçemez. En ebleh, en sefih bile, sedd-i rasîn-i istinadımız (dayanacağımız saÄŸlam kale) olan İslâmiyete bütün mevcudiyetiyle taraftardır. Lâsiyyema (bilhassa) siyasetten haberdar olanlar...
…
Hem de hakikat bize bildiriyor ki, mütenebbih olan (uyanan) beÅŸer, dinsiz olamaz. Lâsiyyema, uyanmış, insaniyeti tatmış, müstakbele ve ebede namzet olmuÅŸ adam dinsiz yaÅŸayamaz. Zira uyanmış bir beÅŸer, kâinatın tehacümüne (hücumuna) karşı istinad edecek ve gayr-ı mahdud âmâline (sınırsız emel ve arzularına) neÅŸvünemâ verecek (gerçekleÅŸtirecek) ve istimdatgâhı (yardım merkezi) olacak noktayı, yani din-i hak olan dâne-i hakikati (hakikat tanesini) elde etmezse yaÅŸamaz. Bu sırdandır ki, herkeste din-i hakkı bulmak için bir meyl-i taharrî (arayış meyli) uyanmıştır. Demek istikbalde nev-i beÅŸerin din-i fıtrîsi İslâmiyet olacağına beraatü'l-istihlâl (fıtratlarında mevcut iÅŸaretler) vardır.
Ey insafsızlar! Umum âlemi yutacak, birleÅŸtirecek, besleyecek, ziyalandıracak bir istidadda olan hakikat-i İslâmiyeti, nasıl dar buldunuz ki, fukaraya ve mutaassıp bir kısım hocalara tahsis edip, İslâmiyetin yarı ehlini dışarıya atmak istiyorsunuz?
Hem de, umum kemâlâtı câmi, bütün nev-i beÅŸerin hissiyat-ı âliyesini besleyecek mevaddı (maddeleri) muhît olan o kasr-ı nurânî-yi İslâmiyeti, ne cür'etle mâtem tutmuÅŸ bir siyah çadır gibi bir kısım fukaraya ve bedevîlere ve mürtecilere has olduÄŸunu tahayyül ediyorsunuz? Evet, herkes aynasının müÅŸâhedatına tâbidir. Demek sizin siyah ve yalancı aynanız size öyle göstermiÅŸtir.” / Munazarat