Kemal El-Hatib: "Siyonist işgal rejimi artık bölgedeki halklarla karşı karşıya"
1948`de işgal edilen topraklarda faaliyet gösteren İslami Hareket`in başkan yardımcısı Şeyh Kemal El-Hatib, işgal yönetimini Müslümanlara ait kutsal mekânlara ve özellikle Mescid-i Aksa`ya yönelik "
ahmakça adımlar" atmaması konusunda uyardı.
Â
Şeyh Kemal El-Hatib, diktatörleri deviren Arap halklarının Siyonist işgalcinin herhangi bir ihlali karşısında da sessiz kalmayacağını belirtti.
"Siyonist işgal rejiminin kuralların değiştiğini anlaması lazım. Artık o, rejimlerle değil halklarla karşı karşıya" diyen El-Hatib, işgal rejiminin atacağı ahmakça bir adımın kendi lehine olmayacağını anlaması gerektiğini ifade etti.
Â
Diktatörlerin devrilmesinin halkları söz sahibi yaptığına işaret eden Şeyh Kemal El-Hatib, son günlerde Arap ülkelerinde yapılan seçimlerin bunu açıkça gösterdiğini ve bu yeni durumun Mescid-i Aksa için Allah`ın izniyle güç kaynağı olacağını söyledi.
Â
Öncelikle İslami Hareket BaÅŸkanı Åžeyh Raid Salah’ın İngiltere’deki davası hangi aÅŸamada bilgi verebilir misiniz?
Â
Malumunuz Åžeyh Raid Salah bir dizi etkinliÄŸe katılmak üzere İngiltere’de bulunduÄŸunun dördüncü gününde antisemitizm suçlamasıyla 29 Haziran 2010 tarihinde gözaltına alındı. Bu, ülkedeki Siyonist lobinin Åžeyh Salah’a karşı yürüttüğü propaganda ve baskının bir sonucuydu. Çünkü onlar, Åžeyh Raid Salah’ın İngiltere’de bulunduÄŸu süre içinde iÅŸgalcinin genelde Filistin halkına özelde ise Kudüs halkına karşı sürdürdüğü zulmü anlatacağını ve iÅŸgal rejiminin kirli çamaşırlarını ortaya çıkaracağını düşünüyorlardı.
Â
Şeyh Raid Salah tutuklamasız yargılanmak üzere serbest kaldıktan sonra İngiliz mahkemeleri konuyu yeniden ele aldılar. Asliye Mahkemesi Şeyhin ülkeden kovulmasına karar verirken, avukatlar buna itiraz etti ve mahkeme bugüne kadar sürdü.
Önümüzdeki Pazartesi ve ÇarÅŸamba günleri dava bu kez İngiliz Yüksek Mahkemesinde görülecek. Mahkemenin kararı ne olursa olsun bizim bu davayı kazandığımızı düşünüyoruz. Zira Åžeyh Salah halkının çektiÄŸi sıkıntıları anlatmak için İngiltere’ye gitmiÅŸti ve bulunduÄŸu süre içinde de bunu yaptı. Bundan sonra mahkeme onun bir daha ülkeye girmemesi yönünde karar verirse bu Balfour Deklarasyonu’ndan ÅŸimdiye kadar Siyonistlerin etkisinden kurtulamayan İngiltere için tarihi kara bir leke olacaktır.
Mahkeme önümüzdeki oturumunda neye karar verecek?
Â
Mahkeme, ÅŸeyhin ülkeden çıkarılmasına karşı çıkan İngiliz avukatın itirazını görüşecek. İngiltere’ye resmi yollarla giriÅŸ yapan Åžeyh Raid Salah, ülkeye giriÅŸ yaptıktan ve birkaç gün kaldıktan sonra tutuklanmasına itiraz etmiÅŸti. Åžeyh Salah tutuklandığı gün İngiliz vekillerin daveti üzerine İngiliz Avam Kamarasına gidecekti. Bununla birlikte avukatlar İngiltere’nin Åžeyh Salah’ın ülkeye girmemesiyle ilgili aldığı karara da itiraz ediyorlar.
Â
Bu itirazla Şeyhin aleyhinde verilen kararın bozulması amaçlanıyor. Karar bozulursa Şeyh Salah bundan sonra serbest bir şekilde ülkeye giriş çıkış yapabilecek.
Â
Ancak burada ÅŸunu ifade edeyim ki İslamî Hareket Åžeyh Salah’ın buraya dönmesini istiyor. Åžeyhyle yapılan görüşmelerden sonra onun buraya dönmesi kararlaÅŸtırıldı. Çünkü onun için burası asıldır. Mahkemenin alacağı karar ne olursa olsun tekrar Filistin’e dönecek ve mücadelesini buradan devam ettirecek. Bu konuda İngilizlerin insaflı davranacağını sanmıyoruz.
Mahkemenin kararından sonra Şeyhi karşılamaya hazırlanıyorsunuz...
Â
Åžeyh Raid Salah’ın ayrı bir yeri ve konumu var. Sadece İslamî Hareket içindeki liderliÄŸi nedeniyle deÄŸil, halkı yanında yer alan, halkıyla bütünleÅŸen ve bundan dolayı halkı tarafından fazlasıyla sevilen liderler arasında yer almasından dolayı önem arz ediyor. Dolayısıyla dokuz aydır ülkesinden ve halkında uzak kalan lidere yakışır bir karşılama yapmayı düşünüyoruz. O piknik için deÄŸil, halkının çektiÄŸi sıkıntıları anlatmak için İngiltere’ye gitmiÅŸti.
Siyonist toplum içinde sağcı temayülün arttığı ve aşırı sağcıların önemli bir merkez haline geldiği dönemde, ırkçı hükümetin İslamî Hareketin varlığına karşı yasalar çıkarmaya devam etmesini nasıl görüyorsunuz?
Â
Siyonist toplumda saÄŸcı temayülün gittikçe arttığı ve büyüdüğü bir gerçektir. Yine son seçimlerin ardından oluÅŸan Knesset’in dini partileri koalisyonlarda anahtar konuma getirdiÄŸi de bir gerçektir. Netanyahu’nun kurduÄŸu koalisyon hükümetinde bunlar önemli roller oynadı. Bu Siyonist toplumun gittikçe aşırılığa ve ırkçılığa kaydığını gösteren bir olgu. Önümüzdeki dönemde kurulacak Siyonist hükümetin daha ırkçı ve daha saldırgan olması da muhtemeldir.
Bu dönemde iÅŸgal rejimi Filistin halkına karşı bir dizi kanun da çıkardı. Ezanı susturma, Nekbe’yi ihya etmeyi yasaklama, vatandaÅŸlık kanununu yeniden düzenleme bunlardan sadece bazılarıdır. Süreç önümüzdeki dönemde kurulacak hükümetlerin ÅŸimdikinden daha aşırı ve ırkçı olacağına iÅŸaret ediyor.
Bu aşamada İslamî Hareket hangi durumdadır?
Â
Siyonist toplumda aşırı saÄŸcı akımın hâkim olduÄŸu ve Filistin halkına karşı savaÅŸtığı bu dönemde İslamî Hareketin Filistin’deki önemli bileÅŸimlerden biri olduÄŸuna inanıyoruz. Siyonistlerin oklarını Filistin toplumu içinde İslamî düşüncenin savunucularına yönelttikleri bilinen bir ÅŸeydir. Hedefe alınan bu ÅŸahsiyetlerin başında da İslamî Hareketin öncülerinin olduÄŸunu söyleyebiliriz. Siyonistler İslamî Hareketin Filistin içinde ulusal ve mukaddes baÄŸlara inandığını biliyor. KuÅŸkusuz bu baÄŸların en önemlisi ve en kutsalı İslamî baÄŸdır. Dolayısıyla bizim Kudüs meselesini sahiplenip onu uluslararası İslami bir sorun olarak gündeme getirmemiz Siyonist toplumu rahatsız ediyor.
Â
Yine İslamî Hareketin işgal altındaki Filistin topraklarındaki tarihi İslamî eserleri bulup restore etmesi ve koruması da aşırı sağcı Siyonist toplumu rahatsız ediyor.
Â
İslamî Hareket mensubu olmakla iftihar duyduÄŸumuzu, İslamî köklere sahip olmakla övündüğümüzü ve onda izzeti bulduÄŸumuzu ifade ediyoruz. Bölgedeki deÄŸiÅŸimin ve Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’deki geliÅŸmelerin ardından İslamî kesimin söz sahibi olmaya baÅŸlaması, Siyonistlerin İslamî Harekete karşı kin, nefret, düşmanlık ve saldırılarının artmasına neden olacaktır. Åžeyh Raid Salah’ın İngiltere’deki davası, bizden bazılarının Kudüs’e girmemizin yasaklanması, birçok kurum ve kuruluÅŸun kapısına kilit vurulması ve Siyonist istihbaratın hareketin liderlerini ifadeye çağırması bu sürecin halkalarından biri olmaktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
Â
Şunu da eklemek istiyorum. Siyonist Başbakan Netanyahu geçenlerde En-Nakab halkı arasında işgal ordusuna katılanların sayısında önemli bir azalma olduğunu söyledi. Bu, İslamî Hareketin işgal ordusunda görev yapılamayacağı konusunda bedevi gençler arasında oluşturduğu bilincin bir sonucudur. Bu, onur duyduğumuz bir suçlamadır. Filistin halkı arasında böyle bir bilinç oluşturmakla da iftihar ediyoruz. Siyonist rejimin Yahudileştirme, kimliği silme ve sivil hizmet projesi kapsamında askere almasına karşı önemli bir görevi yerine getirdiğimizi düşünüyoruz.
Â
Siyonist liderlerin özellikle YeÅŸil Hat içinde ikamet eden Filistin halkına karşı baskılarını; en son Ummu’l-Fahm ve En-Nasıra’daki gösterileri nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz?
Â
Kanaatimce Netanyahu, Barak ve Lieberman’dan oluÅŸan üçlü ÅŸer cephesinin oluÅŸturduÄŸu koalisyon hükümeti iÅŸgal altındaki Filistin topraklarında kimliklerine sahip çıkan, toprak, hak ve hukukunu savunan birilerinin olduÄŸunu görüyor ve bu halktan kendilerine en yakında olanlara saldırıyor. Onlara en yakında olan da YeÅŸil Hat içinde yer alan Filistinlilerdir. Onları tahrik ediyor, baskı kuruyor ve çatışma ortamı hazırlıyorlar. Bir yıl önce Marzel’in Ummu’l-Fahm ÅŸehrini ziyaret etmesi, birkaç gün önce milletvekili Zuabi’ye karşı tepki göstermek için En-Nasıra’ya gelmesi bu tahriklerin bir bölümüdür. Hahamların Siyonistlerin Filistinli öğrencilere ev kiralamalarını yasaklaması, Bi’ri Saba’da bir caminin askeri müzeye dönüştürülmesi, Yafa’da Müslüman mezarlığına saldırılması, Yafa’da Fatih Camisinin basılıp cihazların gasp edilmesi iÅŸgal rejimiyle Siyonist toplumun tahrik ve tecavüzlerinden bazılarıdır.
Son zamanlarda Mescidi Aksa’ya karşı tecavüzler artarken, 10 kadar camiye karşı da sabotaj eylemi gerçekleÅŸtirildi. Cami ve mezarlıklara karşı yapılan bu saldırıları nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz?
Â
Önce şu tespiti sizinle paylaşmak istiyorum. Şu anda Siyonist toplumda laik veya dindar diye bir ayırıma gitmek mümkün değildir. Çünkü toplumun tümünde ırkçılık duygusu hâkim. Toplumun büyük çoğunluğu gerileme psikolojisi yaşıyor.
Saldırı ve tecavüzler Mescidi Aksa’yı aşıp diÄŸer camilere ve mezarlıklara kadar uzanmıştır. Buradaki saldırıları baÅŸka ülkelerdeki benzer saldırılarla kıyasladığımızda önemli bir fark görürüz. İngiltere’de herhangi bir mezarlığa saldırı düzenlenir ve taÅŸları kırılırsa, yer yerinden oynar. Biz, Yahudilerin bile olsa mezarlara saygılı olunmasını istiyoruz. Çünkü dinimiz bunu emrediyor. Kahire, Libya, Fas ve İstanbul’daki Yahudi mezarlıklarının yıllardır korunduklarını görüyoruz.
Buna karşılık Siyonistlerin içlerindeki kini, nefreti, düşmanlığı camilere saldırmakla gösterdiklerini düşünüyoruz. Burada Siyonistlerin Hayfa ÅŸehrindeki El-Hac Abdullah Camiine bomba atmalarını, Yafa ÅŸehrindeki Hasan Beg Camiine defalarca Molotof ve domuz kafası atmalarını, Kudüs’teki UkkaÅŸe Camiini ateÅŸe vermelerini, Batı Yaka’nın Taberiyye ÅŸehrindeki El-Umeri Camiine ile Seyyide Sekine mezarlığına saldırmalarını saymak mümkündür. Bütün bu örnekler, demokrasi ve ibadet özgürlüğü ÅŸarkısını dilinden düşürmeyen iÅŸgal rejimiyle Siyonist toplumun boÄŸazına kadar dini ırkçılığa battığını gösteriyor.
Kudüs ve Mescidi Aksa konusunda Müslümanların tavrı nasıl? Nerede duruyorlar?
Â
Allah (c.c), genelde Filistin halkının özelde ise 1948 yılında iÅŸgal edilmiÅŸ Filistin topraklarında yaÅŸayan Filistinlilerin Kudüs ve Mescidi Aksa’ya en yakın Müslümanlar olmasını takdir etmiÅŸtir.
Â
Bütün baskı, zulüm ve tecavüzlere raÄŸmen burada bulunmamız tamamıyla Allah’ın seçiminin bir sonucudur. Ancak buna raÄŸmen Kudüs ve Mescidi Aksa sadece Filistinlilerin, Arapların, hatta sadece Müslümanların da deÄŸildir. Dolayısıyla bütün bu kesimler tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Fakat halklarını küçümseyen, onları köle gibi gören rejimler Kudüs ve Mescidi Aksa’da olup biteni önemsemiyor ve bu konu onları zaten ilgilendirmiyor. Burada devrilen Mısır rejiminin tavrını hatırlamamız bu rejimleri anlamaya yetecektir. Mescidi Aksa bir grup Siyonist tarafından basıldığında Hüsnü Mübarek dönemindeki Mısır rejimi ve diÄŸer Arap rejimleri Kudüs ve Mescidi Aksa’ya destek için halkın yapacağı gösteri ve yürüyüşleri nasıl bastıracaklarının hesabını yapıyorlardı. Bu yönetimler aynı tavrı 2008-2009’da Gazze’ye karşı yapılan vahÅŸi saldırılarda da göstermiÅŸti.
Â
Bu aÅŸamada yapılacak seçimlerle halklarına düşman bütün liderlerin bir bir gideceÄŸini umut ediyorum. Bu da Allah’ın izniyle Mescidi Aksa için güç kaynağı olacaktır. Bir ay önce El-MeÄŸaribe kapısının yıkılması gündemdeydi. Ama Mısır ve Ürdün’deki halkların seslerini yükseltmeleri üzerine iÅŸgal rejimi bundan vazgeçmek zorunda kalmıştı.
Â
O nedenle işgal altındaki Filistin topraklarındaki mukaddes mekânlara karşı savaş sürdüren ve Filistin halkına her türlü zulmü reva gören Siyonist rejimin bölgede birçok şeyin değiştiğini, artık rejimlerle değil halklarla karşı karşıya kalacağını, bundan sonra atacağı ahmakça bir adımın da lehinde olmayacağını anlaması; olaylara ırkçı bir tutumla değil, daha akıllıca yaklaşması ve değişimi iyi okuması gerekir.
İslamî Hareket devamlı Kudüs’ün tehlikede olduÄŸunu belirtiyor. Bu aÅŸamada gerçekten tehlikede mi?
Â
Kudüs ve Mescidi Aksa sürekli tehlike yaşıyor. Arap rejimlerin ise buna kayıtsız kaldığını hatta yüzlerini bu davadan çevirdiklerini görüyoruz. Ancak uyanmış halkların Allah’ın yardımıyla bu konuda duyarlılık göstereceÄŸini umut ediyoruz.
Mescidi Aksa tehlikede derken, bu bir sabah uyandığımızda Mescidi Aksa’nın yerinde olmayacağı anlamına gelmiyor tabi. Ancak saldırılar devam ediyor. Siyonist dini cemaatler, ırkçı bir hükümetin iktidarda olduÄŸu bir zamanda Mescidi Aksa’ya saldırıp zarar vermekten geri durmayacaktır.
Â
Mescidi Aksa, altında tünellerin açıldığı, etrafını Tevrat Bahçelerinin çevrelediği, her tarafında kazı çalışmalarının yürütüldüğü bir dönemde kuşkusuz büyük bir tehlike geçiriyor. Yapılan saldırıların Siyonistlerin ne kadar kin, nefret ve düşmanlık beslediğini gösteriyor. Arap dünyasındaki değişim Siyonistlerin kirli planlarını hızlandırmalarına neden olabilir. Onun için bu konuda bütün Müslümanların uyanık olmaları ve tehlikeyi sezmeleri gerekir.
Â
Kudüs Konusunda Filistin Özerk Yönetiminin tavrı nedir? Bu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Â
Filistin Özerk Yönetiminin bu konuda suçu büyüktür. Bugün baÅŸlamıyor bu suç. 1993 yılında imzalanan Oslo İlkeler AnlaÅŸmasıyla baÅŸlıyor. Yirmi yıl önce imzalanan bu anlaÅŸmayla Filistin tarafı iÅŸgal yönetimine Kudüs’ün tarihi, coÄŸrafi ve demografi yapısını deÄŸiÅŸtirmesi için altın fırsat sundu.
Â
Filistin yönetimi bu süre içinde meclis binasını nereye kuracağıyla uÄŸraşırken, iÅŸgal rejimi Cebel Ebu Äžuneym’de, Kudüs’ün doÄŸu ve kuzeyinde ve Ramallah yakınlarında binlerce konut inÅŸa etmekle uÄŸraşıyordu. Bu yıllar düşmanın Kudüs’ü YahudileÅŸtirmesine zemin hazırladı. Dolayısıyla Filistin Özerk Yönetimi bu konuda büyük suç iÅŸledi.
Åžimdi ise, Kudüs’ü gerçekten kaybettiÄŸini anladı. Ancak hatasını anlayıp telafi edeceÄŸine ve bunun için Kudüs halkına destek vereceÄŸine; Kudüs’teki kurumları kapatarak, halkın direniÅŸi için ayrılan bütçeyi kısarak Kudüs’e ve Kudüs halkına sırtını döndü. Hatta daha da ileri giderek 2008 ve 2009 yıllarında Mescidi Aksa’ya yapılan saldırılar üzerine halkın sokaÄŸa çıkmasını engellemek için aynen Mısır gibi özel kuvvetler oluÅŸturdu.
Â
Åžimdi
“baÅŸkenti Kudüs olacak Filistin devleti” diye saÄŸda solda sarf ettikleri sözlerin içi boÅŸ ve anlamsızdır. Çünkü Kudüs davasını katleden ve Kudüs halkının hayat damarlarını kurutan, Kudüs’ün düşman için hazır ve kolay bir lokma olmasını saÄŸlayan bu yönetimdir.
Â
Sürece bakarak Filistin yönetimiyle bu yönetimin başında yer alan liderlerin herkesten daha çok Kudüs’e ve Kudüs halkına sırtlarını çevirdiklerini, buradaki halkın iÅŸgalcinin kirli planlarına karşı sürdürdüğü direniÅŸi zayıflattıklarını söylemek mümkündür.
filistinhaber
Â