Türkiye başta ekonomik sınamalar, terörle mücadele, çevresindeki bölgesel güç mücadeleleri, çatışmalar ve istikrarsızlıklarla mücadele ettiği çok zor bir yılı geride bırakıyor. 2026’da da ülkemizi jeopolitik açıdan birçok risk bekliyor. Bu nedenle Türkiye’nin jeopolitik risk haritası ve bunlara karşı yapılması gerekenlerle ilgili bir çalışma yapmak şart oldu. İşte ülkemizi 2026’da bekleyen jeopolitik risk haritası.. Habertürk’ten Bülent Aydemir yazdı..
Suriye’de savaşın sona ermemesi ve siyasi boşluk, Türkiye için hem güvenlik hem de göç baskısı yaratıyor. İran ile İsrail arasında artan gerilimler ve ara ara yaşanan askeri çatışmalar bölgesel riskleri artırıyor. Bunun bölgesel enerji arzı ve güvenlik ortamı üzerinde olumsuz etkileri olabilir.
TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ
Ankara, son dönemde özellikle İsrail’in Gazze’de uyguladığı kıyım ve gerçekleştirdiği suikastlar ve operasyonlar nedeniyle bazı politikalarını sert şekilde eleştiriyor. Türkiye ile İsrail arasında sert atışma ve diplomatik gerilimler, doğrudan askeri bir krize dönüşmese de bölgesel denklemi etkileyecek potansiyel bir kriz olarak kapıda duruyor.
Suriye ve Irak’taki terör örgütü PKK/YPG/SDG’nin uluslararası alanda gördüğü destek ve bunların meşrulaşma arayışları, yeni ittifaklar ve denklemler, Türkiye’yi güvenlik açısından rahatsız etmeye devam ediyor. Özellikle ABD’nin bölgede izlediği politikalar Türkiye’nin iç güvenliğini de doğrudan etkiliyor. Bu zaman zaman siyasi gerilimin dozunu da artırıyor. Türkiye, “Terörsüz Türkiye Projesi” ile bu riskleri bertaraf etmeye çalışıyor.
TERÖRLE MÜCADELE VE İÇ GÜVENLİK TEHDİDİ
Etnik temelli terör örgütlerinin yanı sıra Türkiye’nin iç güvenliğini tehdit eden radikal dinci gruplar, özellikle Irak–Suriye hattından Türkiye’ye dönük iltica eden hücre faaliyetleri olarak yeniden gündeme gelebilir. Yalova’da son gerçekleşen operasyon ve büyükşehirlerdeki DEAŞ operasyonları bu konudaki tehditlerin boyutunun artabileceğini işaret ediyor.
GÖÇ VE SOSYAL GERİLİM
Savaş ve çatışma bölgelerinden Türkiye’ye dönük göç baskısı devam edebilir ve bu, kamu hizmetleri üzerinde yük yarattığı gibi toplumsal gerilimlerin artmasına da yol açabilir. Sığınmacıların geri dönüş hızlarının artırılması bu konuda en kritik önlemlerden biri…
ABD-ÇİN/RUSYA REKABETİ
Küresel güç dengelerinde Çin–ABD rekabeti yoğunlaşırken, Türkiye’nin NATO üyeliği ve aynı zamanda Rusya ve Doğu ile ilişkilerini sürdürme stratejisi belirli riskler barındırıyor. ABD’nin bölgedeki askeri ve siyasi stratejileri Türkiye ile zaman zaman çakışabiliyor. Bu nedenle Yunanistan’da yeni üsler edinen ABD, Rusya’yı çevrelemeye çalışırken Türkiye’yi de devreye sokmak isteyebilir. Özellikle hava savunma sistemleri, dronlar, savaş uçakları ve gelişmiş savunma sistemleri üzerinden küresel rekabetin yansımalarının bulunduğu bir bölgedeyiz.
Ukrayna savaşının uzun sürmesi, Türkiye’nin hem Rusya ile hem Batı, NATO ve ABD ile ilişkilerini hassas bir denge üzerinde yürütmesini gerektiriyor. Bu denge bozulursa ekonomik ve güvenlik riskleri artabilir.
DOĞU AKDENİZ VE EGE’DE GERGİNLİK RİSKİ
Türkiye ile Yunanistan başta olmak üzere kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgelerin sınırları konusunda süregelen gerilimler, zaman zaman deniz tatbikatları ve diplomatik krizlerle karşımıza çıkıyor. Hava sahasının kullanımı, Yunanistan’ın adaları silahlandırması, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile işbirliklerinden kaynaklı riskler 2026’da da sürebilir.
EKONOMİK VE JEOPOLİTİK DİĞER RİSKLER
Ortadoğu’daki jeopolitik riskler, özellikle petrol ve gaz piyasalarını etkileyerek Türkiye’nin enerji maliyetlerini yükseltebilir. Bunun enflasyon ve cari denge üzerinde doğrudan etkili olabilir. Türkiye’nin dış ticaretinin büyük kısmı Avrupa ile olduğu için, küresel ticaret politikalarındaki gerginlikler; ABD’nin tarifeleri değiştirmesi, Türkiye ekonomisini etkileyebilir. ABD Başkanı Trump ile ilişkiler iyi gitse de dış politika tercihlerinin yaptırımlarla ilişkilendirilmesi riski de hala mevcut
AFRİKA VE KITA DIŞI PROJELER
Türkiye’nin Somali ve çevresinde artan askeri–lojistik varlığı, bölgedeki güvenlik dinamiklerini etkiliyor. Bu, Doğu Afrika ve Kızıldeniz’de yeni dengelerin kurulmasına neden olabilir ve dolaylı olarak Türkiye için risk alanları oluşturabilir. Bütün bu riskler birbirini etkileyip tetikleyebileceği gibi Türkiye’nin dış politika ve savunma stratejileri çerçevesindeki hamleleriyle olumlu yöne evrilebilir.
TÜRKİYE YUNANİSTAN HATTI
Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye açısından iç içe geçmiş hibrit tehditler söz konusu. Yunanistan başta olmak üzere bazı komşu ülkeler özellikle; Türkiye’nin caydırıcılığını aşındırmak, Ege’de de statüko yaratmak, AB/NATO nezdinde Türkiye’yi istikrarsız bir aktör gibi göstermek için çaba sarf ediyor. Bu amaçla, gri bölge askeri faaliyetleri, FIR ihlali iddiaları, NAVTEX-NOTAM girişimleri, algı operasyonları, medya operasyonları, hukuk savaşı, adaları silahlandırma, deniz yetki alanları üzerinden dava baskısı gibi araçlar kullanılıyor. Bu amaçla savaş uçağı-dron tacizleri, adalar çevresinde ani askeri görünürlük, kazalarda yakın temasla tacizlerde bulunuluyor. Türkiye için savaş eşiği altında yıpratma, NATO içinde diplomatik sıkıştırma, turizm ve yatırımlar açısından ekonomik hasar yaratma amaçlanıyor.
SURİYE-KUZEY IRAK RİSKLERİ
Türkiye’nin sınır ötesi harekâtlarını boşa çıkarmak, PKK/YPG/SDG’yi kalıcı aktör haline getirmek, Türkiye’yi uzun süreli-düşük yoğunluklu çatışmaya sıkıştırmak amacıyla vekil terör örgütleri kullanılıyor ya da mevcut örgütler destekleniyor. Türkiye’nin son dönemde bölgesinde artan etkinliği ve operasyonel kabiliyetlerinin daraltılması, ABD ve AB ile gerilimli ilişkiler, iç kamuoyunda yorgunluk ve kutuplaşma artışı hedefleniyor.
KARADENİZ’DE KÜRESEL GÜÇ REKABETİ
Türkiye’nin Rusya ve ABD/NATO arasındaki denge politikasını bozma senaryosu devreye alınmış gibi görünüyor. Bununla Türkiye’yi taraf seçmeye zorlamak, Montrö rejimini tartışmalı hâle getirmek ve Karadeniz’i istikrarsızlaştırarak Rusya’yı çevrelemek amaçlanıyor. Bu amaçla; limanlar, enerji alt yapısı ve haberleşme sistemlerine siber saldırılar, drone operasyonları, ekonomik baskı araçları kullanılabilir. Karadeniz’de denizaltı kablo ve enerji hattı kesintisi, Türkiye’nin ticari gemilerine yönelik saldırılar risk sahalarını oluşturuyor.
İÇ CEPHENİN GÜÇLENDİRİLMESİ
Toplumsal fay hatları ve iç cephenin çökertilmesi amacıyla ülkemize yönelik baskılar olabilir. Bununla; iç uyumu zayıflatmak, karar alma süreçlerini kesintiye uğratmak, güvenlik reflekslerini aşırı ve geç tepkime durumuna sokmak amacıyla etnik-mezhebi provokasyonlar, göçmen karşıtlığı üzerinden kaos senaryosu, seçim dönemlerinde bilgi ve algı operasyonları, ekonomik kriz senaryoları kullanılabilir. Güvenlik-özgürlük dengesinin baskı altına girmesi, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, devlet kapasitesinin iç güvenliğe odaklanır hale getirilmesi ülkemiz için risk oluşturuyor. Türkiye’nin aynı anda birçok cephede ya da birçok sorunla uğraşırken, kendi iç meselelerine ve gerçek sorunlarına odaklanmasının engellenmesi ile stratejik inisiyatif kaybı istenmeyen sonuç olur.
Türkiye bu amaçla stratejik iletişim üstünlüğünü korumalı, siber-elektronik harp dayanıklılığını artırmalı, toplumsal direnci ve iç cephesini güçlendirmeli, içeride hukuku egemen kılarak askeri gücüyle diplomasisini senkronize edip desteklemeli. Aynı zamanda sosyal medya ve dijital platformlarda kriz anlarında panik ve kutuplaşma üretimine yönelik hamlelere odaklanılmalı. Özellikle seçim dönemlerinde oy ve sandık güvenliği tartışmalarını gündemden çıkarmalı.
EKONOMİK VE FİNANSAL BASKILAR
Ekonomik ve finansal baskılardan kurtulabilmek için geniş kitlelerin alım gücünün yükseltilmesi, gelir ve vergi adaleti, sosyal adalet, orta direğin güçlendirilmesi ve piyasa oynaklığının giderilmesi konusunda radikal tedbirler alınmalı. Enerji bağımlılığı, kur ve fiyat şoklarına karşı sıkı tedbirler geliştirilmeli.
AİHM, BM ve AB üzerinden baskı, Ege ve Doğu Akdeniz’de hukuki tartışmalı alanların aleyhimize kullanılması, düzensiz göç baskısı ve büyükşehirlerde kamu düzeni riski, göçmen-yerleşik halk ilişkilerinde gerginlik, göçün AB vize rejiminde ve diğer meselelerde pazarlık alanı olarak kullanılması, etnik ve mezhepsel fay hatlarının kaşınması, dış bağlantılı sivil toplum ve medya ağları ile operasyon, gri bölgelerde askeri faaliyetler, kritik alt yapı tesislerinin korunması, ambargo ve tedarik kesintileri Türkiye için güvenlik risk alanlarını oluşturuyor.
Türkiye’ye yönelik hibrit tehditler eş zamanlı, düşük yoğunluklu ama sürekli baskılar şeklinde ilerliyor. Amacı karar alma süreçlerini yavaşlatmak, iç uyumu zayıflatmak ve caydırıcılığı aşındırmaktır. Ankara’nın güvenlik mimarisini oluştururken, askeri gücün yanı sıra siber alanda, hukukta, ekonomide ve toplumsal birlikteliği ve dayanıklılığı artıracak sosyal politikalarda eşgüdümlü hareket etmesi şarttır.
KOMŞU YUNANİSTAN’DAKİ DURUM
Silahlanma ve yeni ittifaklar peşinde koşan komşumuz Yunanistan’da da hibrit tehditler konusu önem taşıyor. Yunanistan açısından hibrit tehditler; Sosyal medya ve bazı medya ağları üzerinden kamuoyunda korku, güvensizlik ve kutuplaşma yaratma. Ege adalarının statüsü, Doğu Akdeniz deniz yetki alanları gibi konularda meşruiyet tartışmaları üretme. İç siyaseti etkilemeye dönük bilgi operasyonları şeklinde sayılıyor. Yunanistan için de kritik altyapı tesislerine siber saldırılar, devlet kurumlarına sızma, Yunanistan üzerinden müttefik ağlarına erişim denemeleri (AB/NATO zincir riski), göç ve mülteci akınları, AB hukukunu Yunanistan aleyhine çatıştırma kampanyaları, yerel halk-göçmen ilişkilerinde tansiyonun artması, gri bölge askeri faaliyetleri sıralanıyor. Atina, askeri kapasite kadar siber dayanıklılık, stratejik iletişim ve hukuki hazırlığı birlikte ele alıyor.
YUNANİSTAN’IN ETNİK HASSASİYETLERİ
Yıllarca ülkemiz etnik hassasiyetleri üzerinden kaşınıp operasyona tabi tutulurken komşumuz Yunanistan’da da en kritik güvenlik başlıklarından birini etnik hassasiyetler oluşturuyor. Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlık Yunanistan açısından temel hassasiyet alanını oluşturuyor. Bu bölgede yaklaşık 150 bini kişi yaşıyor. Atina özellikle Türkler, Pomaklar ve Romanlardan oluşan bu ayrımı vurguluyor. Lozan Antlaşması’na göre bu bölgedekiler, “Müslüman Azınlık” statüsündedir.
Yunanistan, “Türk Azınlık” tanımını ısrarla reddediyor. Azınlığın tek kimlik altında siyasileşmesinden korkuyor, Türkiye ile doğrudan bağ kurulmasından endişe ediyor. Yunanistan müftülük, vakıflar, eğitim ve seçilmiş müftü meselesinde zaman zaman sorun çıkarıyor. Yunan devleti bu alanı bir iç güvenlik ve dış müdahale riski olarak görüyor.
Kuzey Yunanistan’da Makedon kimliği ve dili konusunda da uzun yıllardır sert tutum takınan Yunan devleti, 2018’de Prespa Anlaşması ile Kuzey Makedonya adını kabul etse de Yunan kamuoyunda bu konudaki rahatsızlık devam ediyor. Özellikle Selanik ve çevresinde gelişen güçlü milliyetçi refleksler var; azınlık tanımı kesin şekilde reddediliyor. Yunan halkı, toprak veya tarih temelli taleplerin yeniden canlandırılması, Çamerya ve Kuzey Epirüs gibi Arnavut kaynaklı hassasiyetlerin dirilmesinden tedirginlik duyuyor. Bölgede 500 bini aşkın Arnavut kökenli nüfus bulunuyor. Bunlar entegre edilmiş olsa da ekonomik kriz dönemlerinde toplumsal gerilimin artması riski taşıyor.
Yunanistan Ege Adaları ve az nüfuslu bölgelerde; demografik zayıflık-nüfusun azalması endişesi taşıyor. Bu nedenle kamu personeli, askeri varlık ve altyapıyı özellikle korumaya çalışıyor. Suriyeli, Afgan, Pakistanlı, Afrikalı gruplar da Yunanistan’ın endişelendiriyor. Yunan kimliğinin çekirdeğini oluşturan Ortodoks Hristiyanlık, Müslüman azınlık ve yeni göçmenlere temkinli yaklaşıyor.
Şehit polislere son görev
Yalova’da, terör örgütü DEAŞ’a yönelik operasyonda şehit düşen 3 polis için Yalova Emniyet Müdürlüğü önünde cenaze töreni düzenlendi.