İngiliz The Economist dergisi, İran’da derinleşen protestolar, ekonomik çöküş ve dış tehditlerin rejimi ciddi biçimde sarstığını yazdı. Analize göre Tahran kulislerinde, sistemi ayakta tutmak için dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in devre dışı bırakılmasını öngören “Venezuela modeli” dahi tartışılıyor.
İran, bir yandan ülke geneline yayılan protestolarla, diğer yandan İsrail ve ABD’den gelen sert mesajlarla tarihinin en kırılgan dönemlerinden birini yaşıyor. İngiliz The Economist dergisinin kapsamlı analizine göre, rejim bugüne kadar her krizden baskı ve zor yoluyla çıkmayı başarsa da bu kez tablo çok daha karmaşık ve tehlikeli.
PROTESTOLAR TANIDIK, KRİZ DAHA DERİN
The Economist’e göre İran’da büyük toplumsal huzursuzluklar uzun süredir benzer bir döngü izliyor: bir kıvılcım, ardından dağınık ve lidersiz protestolar, sonrasında ise sert güvenlik önlemleri. Düzen geçici olarak sağlanıyor ancak temel sorunlar çözülmediği için birkaç yıl sonra yeni bir dalga kaçınılmaz hale geliyor.
28 Aralık’ta Tahran’daki elektronik eşya satıcılarının başlattığı grev bu döngünün son halkası oldu. İthalata dayalı ticaret, hızla değer kaybeden riyal nedeniyle durma noktasına geldi.
Tahran Kapalı Çarşısı’ndaki dükkânların da greve katılmasıyla protestolar başkent dışına taştı. Bu, 2022’den bu yana görülen en geniş çaplı huzursuzluk olarak kayda geçti.
REJİM NEDEN BU KEZ DAHA TEDİRGİN?
Analize göre eylemler henüz ülke genelinde kitlesel bir ayaklanmaya dönüşmedi. Gösterilerin çoğu birkaç yüz kişiyle sınırlı ve taşra kentlerinde yoğunlaşıyor. Fabrikalar ve kamu kurumları çalışmayı sürdürüyor. Buna rağmen rejim, önceki dönemlere kıyasla çok daha huzursuz.
Tahran’ın merkezine çevik kuvvet ve tazyikli su araçlarının konuşlandırılması, sivil giyimli güvenlik güçlerinin kalabalıkları daha oluşmadan dağıtması ve okulların “hava kirliliği” gerekçesiyle kapatılması bu tedirginliğin işaretleri olarak görülüyor.
İKİ KRİTİK FARK: İFLAS VE DIŞ MÜDAHALE KORKUSU
The Economist, mevcut protestoları önceki dalgalardan ayıran iki temel unsura dikkat çekiyor. Birincisi, rejimin hem ekonomik hem de siyasi anlamda iflasının artık gizlenememesi. İran; ekonomik çöküş, bölgesel savaşlar ve çevre krizleriyle boğuşuyor ve yöneticilerin bu sorunlara sunabildiği ikna edici bir çözüm bulunmuyor.
İkinci fark ise dış müdahale ihtimali. ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela’da düzenlediği operasyonla Nicolás Maduro’yu ele geçirmesi, İran kamuoyunda ve bürokrasisinde “sırada biz mi varız?” sorusunu gündeme getirdi. Donald Trump’ın sert açıklamaları da bu endişeyi besledi.
RİYAL SERBEST DÜŞÜŞTE, REFORMLAR YETERSİZ
İran riyali dolar karşısında yaklaşık 1,5 milyon seviyesine gerileyerek tarihi dip yaptı. Son on yılda değerinin yüzde 98’ini kaybeden para birimi, temel gıda fiyatlarını halk için erişilemez hale getirdi.
Hükümetin son reform hamlesi, temel mallara uygulanan ayrıcalıklı döviz kurunu kaldırıp halka nakit destek vermek oldu. Ancak kişi başına öngörülen aylık 10 milyon riyal, The Economist’e göre bir torba pirinç ya da bir bidon yağ almaya bile yetmiyor. Üstelik bu adım, zaten yüzde 40’ın üzerinde seyreden enflasyonu daha da artırma riski taşıyor.
TAHRAN KULİSLERİNDE ‘VENEZUELA MODELİ’
The Economist’in en dikkat çekici iddiası ise İran yönetimi içindeki tartışmalara ilişkin. Dergiye göre, Hamaney’in ölümünü bekleyerek değişim uman bazı yetkililer, artık bunun daha erken gerçekleşmesini istiyor.
Rejimi kurtarmak için bir “günah keçisi” aranabileceği ve Venezuela’da Maduro örneğine benzer bir çözümün masaya geldiği öne sürülüyor.
Bu senaryoya göre, dini liderin devre dışı bırakılmasıyla sistem korunmaya çalışılabilir. Rejime yakın ekonomist Said Leylaz’ın, Hamaney’e “Bonapartist” bir figür lehine kenara çekilmesi çağrısı yaptığı aktarılıyor.
MUHALEFETTE SİYONİST SEVİCİ İSİM: ŞAH’IN OĞLU
The Economist, parçalı ve etkisiz görünen muhalefetin, bir figür etrafında toparlanmaya başladığını yazıyor: 1979’da devrilen şahın sürgündeki oğlu İsrail yanlıısı Reza Pehlevi.
İran’da monarşi fikri hâlâ geniş kesimlerce reddedilse de, Pehlevi’yi ciddiye almayan birçok İranlının tutumunun değiştiği ifade ediliyor.
Pehlevi’nin İsrail ve ABD’ye ülkesine müdahale çağrısı ise bazı kesimlerce kabul edilemez bir alternatif konumunda.