”Ben yaparım, dünya izler…” Trump’ın hedef listesi: Sırada kim var?

”Ben yaparım, dünya izler…” Trump’ın hedef listesi: Sırada kim var?
Yayınlama: 06.01.2026 17:46
A+
A-

Trump yönetimi, hukuk tanımaz bir yaklaşımla rejim değişiklikleri peşinde koşarken, uluslararası tepkiler cılız kalıyor. Küba, Grönland, İran, Kolombiya, Meksika… ABD’nin küresel tehdit haritasında sırada kim var?

Maduro’nun kaçırılması dünya gündeminde büyük yankı uyandırdı. Uluslararası tepkiler gelmeye devam ederken, bir yandan da endişe uyandırıyor. Trump ise tehditlerini sürdürüyor. ABD seçimlerinin ardından uluslararası arena adeta bir güç savaşına dönüştü. Küba, İran, Meksika, Kolombiya ve Grönland gibi ülkeler risk altında. Trump’ın bir sonraki hamlesi ne olacak? 3. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri mi? İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yeliz Albayrak değerlendirdi;

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yeliz Albayrak değerlendirdi;

BU HARİTA ABD’NİN İŞGAL LİSTESİ Mİ?

Latin Amerika ülkeleri oldukça yoğunlukta görünüyor ki Monroe Doktrini zaten oturduğu bölge sacayaklarının da Latin Amerika ve Amerikalar dediğimiz o coğrafyada, ABD’nin kendi arka bahçesinde tamamen hâkim olma sevdası ve politikası. Biliyorsunuz, bu 1923’ten beri farklı ABD başkanları tarafından farklı şekillerde uygulandı.

Bazıları burada bir iki ülkeye odaklanarak başladı; bazıları askeri müdahaleler, darbeleri desteklemek ya da farklı şekillerde tamamen iç işlerine müdahale etmek gibi yollarla bu doktrini sürekli güncelleyip kendilerince yeniden hayata geçirdiler. Ama şu anda Trump’ın yapmaya çalıştığı — sadece Latin Amerika’dan bahsediyorsak — bu Monroe Doktrini artık yeni bir versiyonu; yeni bir hegemon olma yarışında tamamen update edilmiş halini burada uygulama aşamasına döndü.

“1 NUMARADA İRAN…”

En fazla şu anda risk nerede derseniz, Latin Amerika ülkelerinden ziyade bence İran şu anda bir numarada en riskli ülke olarak görülebilir. Diğer ülkelere zaten bir göz daha verildi. Maduro’nun başına gelenleri günlerdir seyrediyoruz.

Daha bir hafta önce dans ederken, “Gelin beni alın.” diyen Maduro’nun şu anda New York’ta yargılandığını; hatta darp edilerek kendi yatak odasından kaçırıldığını biliyoruz. Daha önce örneğini görmediğimiz olaylara hep beraber şahit olmaya başladık. Buradaki korku, diğer Latin Amerika ülkelerine yavaş yavaş sirayet etmiş durumda. Orada da tepkiler, önlemler; “Bir sonraki hedef biz miyiz?” sorusunun sorulması.

“BİR SONRAKİ HEDEF BİZ MİYİZ?”

Kolombiya Devlet Başkanı’nın şu anda özellikle bir sonraki hedefte kendilerini görme ihtimaliyle buna karşı duracaklarını, yapılan şeyin hukuksuz olduğunu sürekli söylemesi; o sosyalist tabanlı yönetimlerin zaten ABD ile ideolojik olarak taban tabana zıtlığından doğan karşıtlığın tekrar “Bir sonraki hedef biz miyiz?” sorusunu sordurduğu ve bu korkuyu iyice hissettikleri bir dönem. Ama İran için, uzun zamandır — Monroe Doktrini haricinde — ısıtılıp sürekli sahaya getirilen; ne olursa olsun İsrail’in arkasındaki desteğin kesilmemesiyle gündemde tutulan nükleer program zaten biliyorsunuz İran’ın başının belası.

Ne yapsa İran bu meseleden sıyrılamıyor. “Gelip tesisleri inceleyin.” dediler, raporlar açıklandı; Uluslararası Atom Ajansı bununla alakalı bir sürü soru sordu. Güvenilirliğiyle alakalı “Acaba yanlı bir şeyler mi hazırlanıyor?” diye tartışmalar oldu. Daha sonra en önemlisi, Trump burada İsrail’in tamamen gazına gelerek İran’ı vurdu. Çok yeni vurdu ve bunu da uluslararası kamuoyuna bağlandıra bağlandıra anlattırdı. Ne kadar mükemmel bir operasyon olduğunu; sığınak delicilerin ya da B-2 uçaklarının görünmeden gittiğini…

Aynı Maduro operasyonunu nasıl anlattıysa, İran’ı da o şekilde büyük bir başarı olarak lanse etti. Ama tabii ki İran üzerindeki meselelerin, devam eden protestoların da etkisiyle, büyük ihtimalle bunu hem İsrail hem ABD kullanacaktır.

İçerideki karışıklıklar ne olursa olsun İsrail ve ABD’nin ekmeğine yağ süren şeyler. Evet, çok büyük ekonomik sıkıntılar var; halk ekonomik meselelerle ayaklanmış durumda. Ama arkasında başka söylemler de var. İran’a yapılan o ABD saldırısından önce, hatırlayalım, Netanyahu çok rahat bir şekilde “Biz İran halkını hedef almıyoruz. Onların yanındayız, haklarını savunmak istiyoruz. Bizi destekleyin, bize içeriden kapıları açın.” demişti. Şimdiki gösteriler daha çok ekonomik temelli gidiyor olsa da, buradaki protestolar mutlaka hem ABD’nin hem İran’ın da işine yarayacaktır, kullanılacaktır.

Onun için bir süredir sürekli söylenilen — İsrail’in de hazır burada Gazze’de hâlâ istediği gibi bir şeyleri yürütmeye çalışıyorken, orayı uzatmaları; ikinci aşamaya geçirmeye çalışmaları — İsrail’in ayak diremesi, “Kendi istediklerim burada olsun.” demesi… Geri çekilme hattı hâlâ şaibeli, birçok mesele var. Daha birinci aşama bitmeden ikinci aşamaya apar topar geçilmeye çalışılıyor. Ama bir taraftan İsrail de rahat durmuyor; hem sürekli İran’dan hem nükleer meseleden bahsediyor: “Nükleer silahların İran’ın elinde olmasına müsaade edemeyiz.” Nükleer programı “Biz aslında vurduk.” denildikten sonra İran’ın “Yeterince zarar vermediniz.” demesiyle meselenin tekrar parlatıldığını gördük. Yani buradan vazgeçilmeyecek.

İlk hedefin İran olma ihtimalini, Latin ülkelerinden ziyade, daha yüksek görüyorum. Çünkü diğer ülkeler şu anda büyük ihtimalle teyakkuz halinde. Zaten 1820’lerden sonra sıra sıra hepsine ABD bir şekilde müdahale etti. ABD’nin müdahalesi bu bölge üzerinde hiçbir zaman bitmedi. Bu bölgede kaynakları kullanmak istiyorlar; evet çok önemli bir mesele. Petrol, altın, nadir elementler…

Nadir elementler işin içine eklendiğinde, 21. yüzyılın petrolü olarak karşımıza çıkıyor. Yani sadece petrol ve altın değil; nadir elementlerin kullanılacak olması — hem altın, hem lityum hem de enerjiyi muhafaza edecek diğer elementler — tamamen yeni savaş stratejilerinde ABD’nin Çin’e yaklaşmak ve ayrıca hesaplaşmak için yaptığı hamleler.

ARKA PLANDA: RUSYA, ÇİN…

ABD burada kendince bir “akıllılık” planlıyor. Yeni vizyonları, yeni radar teknolojileri, yeni savaş ve savunma için ayırdığı kaynaklar ve projelere buradaki nadir elementleri de dahil etmek istiyor. Hem Çin’le hesaplaşma derdinde hem Rusya’nın buradaki etkisini azaltma derdinde. Çünkü bu ülkelerin hepsinin yakın müttefiki — tıpkı Venezuela gibi — petrolün alıcısı kim? Yine Rusya, yine Çin. Arka planda İran.

İran’a götürülüp oradan satılma, işlenme gibi şeylerin de olduğunu biliyorsunuz. Hem buradaki yeraltı kaynaklarına ihtiyaç var. Hem de Mondro doktorunun söylediği gibi, orada Avrupa’yı çerçevenin dışına atmaya çalışıyorlardı; ama mesele artık sadece Avrupa değil. Avrupa’nın yanında, yükselen küresel güney dediğimiz BRICS ülkelerinin içinde olan Çin ve Rusya’nın, İran’ın da olduğu başka bir blok var ve ABD bu ülkelerle nasıl baş edeceğini şu anda hesaplamaya çalışıyor.

Yani burada, kısa–orta vadede kendi alanına hâkimiyet kurmak isteyecek; ama ne İran’ı boş bırakacak ne de Grönland meselesindeki tehditler boş laflar değil.

İran’da protestoların ardından 7 dolarlık gıda yardımı kararı

Dünya Bu Selfie’yi Konuşuyor! O Telefon Hakkında Önemli Bir Detay Var… Yorum Yağdı: “Maduro da…”

ABD’li petrol şirketlerine haftalar öncesinden mesaj gitmiş: Hazır olun!

İngiltere’yi ayağa kaldıran Türk çift! “Masal köyü” Bibury’de kriz

Machado, Trump ile Nobel’den beri görüşmemiş: “Venezuela’ya en kısa sürede döneceğim”

JEOPOLİTİK TİYATRO! ABD’deki Mahkeme Manşetlerde: ‘Şeytani Tesadüfler Var’… İsrail Basınındaki Detay Dikkat Çekti

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.